Tag Archives: Saikbilim

Azar Azar Arzula(la)tan İdealizme Karşı Fırıl Fırıl Dön-Dür(tüley)en Maddecilik — Slavoj Žižek

Derridacı yapısökümcü Lacan okuması şöyle der:

[sahneleme başladı]

Simgesel düzene girdiğimiz anda simge-öncesi Gerçeğin dolaysızlığını ilelebet kaybederiz, zira asıl arzu nesnemiz (‘anne!’) imkansız ve erişilmez olmuştur. Gerçeklikte karşımıza çıkan her pozitif nesne olsa olsa bu kayıp kökenin bir ikamesidir artık, tam da dil olgusuyla erişilmez kılınmış bu ensestli Ding’in bir ikamesidir – ‘simgesel iğdiş’ işte böyledir. Okumaya devam et →

12 Yorum

Filed under Çeviri

Dürtü: İtim, Amaç, Nesne, Kaynak — Sigmund Freud

(Robot şarkı)

image_2022-06-01_073709272

Dürtü kavramına atıfla kullanılan kimi terimleri tartışabilecek konuma gelmiş bulunuyoruz – örn. ‘itim’, ‘amaç’, ‘nesne’ ve ‘kaynak’.

Dürtünün itimi [Drang] denince anladığımız şey, dürtüyü harekete geçiren etmendir, onun kuvvet miktarıdır ya da temsil ettiği iş lüzumunun ölçüsüdür. İtim uygulamak bütün dürtülerin ortak özelliğidir, hatta bu onların özüdür. Her dürtü bir faaliyettir; eğer bir yerde edilgen dürtülerden söz etmişsek terimleri esnetmişizdir, aslında edilgenleşmeyi amaçlayan dürtüleri kastetmişizdir [1]. Okumaya devam et →

14 Yorum

Filed under Çeviri

Bileşen Dürtü (partial drive) — Laplanche, Pontalis

Tr.: bileşen dürtü.–En.: partial drive.–D.: Partialtrieb.–Es.: instinto parcial.–Fr.: pulsion partielle.–I.: pulsione parziale.–P.: pulsão parcial.

Bileşen dürtüler psikanalizin cinselliği ayrıştırarak tespit edebildiği en temel yapıtaşlarıdır. Bu yapıtaşların her birisi bir kaynak (örn. ağız dürtüsü, kıç dürtüsü) ve bir amaç (örn. göz zevki dürtüsü, hakim olma dürtüsü) ile tanımlanır. Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri

Anlayış İlkesi (principle of charity) — Slavoj Žižek

Hakikat ve Yoruma Dair İrdelemeler kitabında Donald Davidson Anlayış İlkesi (Principle of Charity) dediği kıstası geliştirdi, “insan aklına dair bu anlayışlı varsayım boşa da düşebilir”: “uzlaşma gibi uzlaşmazlık da ancak arkaplanda muazzam bir uzlaşı varsa akla uygun olabilir” – yani: “herhangi bir şeyi yorumlamamızı mümkün kılan olgu, muazzam hatalar işlenmesi ihtimalini önsel olarak dışlayabilmemizdir.” Davidson’un vurguladığı gibi bu varsayım bizim seçtiğimiz veya seçmediğimiz bir şey değildir, konuşmanın önsel bir ilkesidir, başkalarını muhatap aldığımızda sessizce benimseyip riayet ettiğimiz bir önkoşuldur:

Anlayış bir seçenek olmayıp işleyen bir teorinin önkoşulu olduğuna göre, onu benimsemenin muazzam bir hata riski getirdiğini telkin etmek anlamsızdır… Anlayış bize dayatılır; istesek de istemesek de, başkalarını anlamak istiyorsak birçok konuda onları haklı saymaya mecburuz. (Davidson)

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri

İnandığı varsayılan özne — Slavoj Žižek

İnandığı varsayılan özne ile bildiği varsayılan özne simetrik değildir, çünkü inanç ve bilgi simetrik değildir: Simgesel kurum olarak (Lacancı) büyük Ötekinin en radikal statüsü inançtır (güven), bilgi değil; çünkü inanç simgeseldir, bilgi gerçektir (büyük Öteki temel bir ‘güven’ verir ve ona dayanır). İnançta hep asgari bir ‘düşünüm’ vardır, ‘bir başkasının inandığına inanmaktır’ (‘Hâlâ Komünizme inanıyorum’ demek ‘Hâlâ Komünizme inanan insanlar olduğuna inanıyorum’ demektir), bilginin ise bir başkasının bilmesiyle alakası yoktur. Bu nedenle başkası aracılığıyla inanabilirim ama başkası aracılığıyla bilemem. Yani: inancın doğasındaki düşünümden dolayı bir başkası benim yerime inandığı zaman ben onun aracılığıyla inanmış olurum; bilgide bu düşünüm yoktur – başkasının bildiğini varsayınca ben onun aracılığıyla bilmiş olmam. Okumaya devam et →

6 Yorum

Filed under Çeviri

Kurbağan olurum! — Slavoj Žižek

Güncel bir İngiliz birası reklamı cinsel ayrımı netleştirmemizi sağlar.

İlk başta ünlü masal sahnelenir: Bir kız dere kenarına gelir, bir kurbağa görür, onu nazikçe eline alır, öper, ve elbette mucize gerçekleşir: Çirkin kurbağa genç ve güzel bir adama dönüşür. Ama hikaye burada bitmez: Genç adam kıza haris bir bakış atar, onu kendine çeker, öper – ve kız bir şişe biraya dönüşür, muzaffer bir havayla adam şişeyi elinde tutar…

Okumaya devam et →

13 Yorum

Filed under Çeviri

Ölünceye dek yaşamak — Slavoj Žižek

Untitled

Günümüzde yaşadığımız sağlık krizi, küresel ısınma, toplumsal-ekonomik ve benzeri çatışkılardan oluşan komplike vaziyete hangi etik duruş uygun düşer?

İlk akla gelen figür, yetkililerin dayattığı özel bir görevle iştigal eden uzmanlardır; uzman bir kişi yürüttüğü faaliyetin geniş toplumsal bağlamını fütursuzca yoksayabilir.

İkinci akla gelen figür, radikalimsi entelektüellerdir; mevcut düzeni eleştiren bu kişiler ahlaki üstünlüğün rahat konumuna sığındıkları için yaptıkları eleştirinin gerçel etkileri olmayacağını çok iyi bilirler [ç.n. entelijansiya = entel jantiler + entel jartiyer].

Peki fol eleştirel duruşların bizi gark ettiği yanılsamadan sıyrıldıktan sonra yaşantımıza nasıl devam edeceğiz?

Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Çeviri

Arzuyu yönelten nesne-sebep (objet a) ve arzuyu bulandıran iğret-illet (abject) — Slavoj Žižek

İğret [abject] acaba Lacan’ın küçük a nesnesine [objet petit a] yakın olabilir mi? Simgesel temsil sürecinin ‘bölünemez kalanı’ olan küçük a nesnesi arzunun hep-zaten kaybedilmiş nesne-sebebi işlevi görür ve kendi taşkın tabiatıyla simgesel süreçte içkin bir rol oynar, (simgesel) Kanun ile sürdürülen arzuyu güdüleyen eksikliğin ele avuca gelmeyen hayaletsi bedenlenişidir. Okumaya devam et →

13 Yorum

Filed under Çeviri

Eyleme Dökme ve Eyleme Vurma — Slavoj Žižek

Psikanaliz sürecinin sonunu anlamak için eyleme dökme (acting out) ile eyleme vurmayı (passage à l’acte) ayırt etmeliyiz. Genel anlamda eyleme dökme simgesel bir eylem olmayı sürdürür, büyük Ötekine hitap eden bir eylemdir; eyleme vurma ise büyük Öteki boyutunu askıya alır ve gerçek boyutuna tercüme edilir. Eyleme dökme bir eylem yoluyla simgesel bir açmazdan çıkma girişimidir (simgelemenin, dile getirmenin imkansızlığı), gerçi bu eylemin işlevi şifreli bir mesaj taşımaktır. Bu eylemle (“delice” de olsa) bir borcu ödemeye, bir suçu süpürmeye, Ötekine sitem etmeye, vb. çalışırız… Eyleme vurma ise aksine simgesel ağdan çıkar, toplumsal bağı eritir. Eyleme dökme yoluyla konuşabiliriz, Lacan’ın 1950’lerde kavradığı anlamda semptomla özdeşleşiriz (Ötekine hitap eden şifreli mesajla özdeşleşiriz), eyleme vurmada ise keyfiyetimizin gerçek nüvesini yapılandıran marazi “tik” olan sinthome ile özdeşleşiriz… “Öznel yoksunlaşma” yaşayan kişi isimsiz kalır, onu temsil eden bir imleyen yoktur, o da ancak semptomuyla özdeşleşerek tutarlılığını korur. Bu “öznel yoksunlaşma” ile birlikte kişinin hakikatle olan ilişkisi kökten değişir: Histeride (ve “lehçesi” olan obsesyonel nevrozda) hep hakikatin diyalektik hareketine katılırız, bu yüzden histeri krizinin doruğundaki eyleme dökme baştan sona hakikat ekseniyle belirlenir, eyleme vurma ise bir anlamda hakikat boyutunu askıya alır. Hakikat bir (simgesel) kurgu yapısında olduğu ölçüde keyfiyetin gerçeği onunla uyumsuz kalır.

Yan Bakmak’tan

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

7 Yorum

Filed under Çeviri

Dürtüsel montaj — Jacques Lacan

Bakın dürtüyü andıran bir şey varsa o da montajdır (düzenek).

Varılacak sona atıf yapan bakış açısıyla kavranmış bir montaj değil bu. Bu bakış açısını kuran modern içgüdü teorilerinde montajdan türeyen bir imgenin sunumu pek çarpıcıdır. Böyle bir montaj mesela çiftlikte tavuğu telaşlandıran özgül biçimdir, bunun için tavuğun birkaç metre ötesine şahin maketi koymanız, yani takriben münasip tepkiyi uyandıracak bir imge sunmanız yeterlidir [fol: false]; bu işin püf noktası sunulan imgenin illa münasip olması gerekmediğini bize göstermektir. Bu tip montajlardan söz etmiyorum.

Okumaya devam et →

17 Yorum

Filed under Çeviri