Tag Archives: Saikbilim

Nezaket ve usturup — Mladen Dolar

Görgü kurallarına uymak (politeness) asla yetmez, usturup (tact) gerekir. Truffaut’nun ilk filmlerinden birinin harika bir sahnesinde Delphine Seyrig tecrübeli bir kadın olarak Jean-Pierre Leaud’ya nezaket-usturup farkını öğretmeye çalışır:

Yanlışlıkla banyoya girdin diyelim, duşta çıplak bir kadın varmış. Eğer naziksen çabucak kapıyı kapatıp “Pardon hanımefendi!” demelisin. Oysa usturuplu olsaydın kapıyı çabucak kapatıp “Pardon beyefendi!” derdin.

İki durumda da muhataba saygı gösterilir, istemeden onun sınırlarını ihlal ettiğiniz için nazikçe af dilersiniz. Birinci durumda kurallara uyulmuştur. İkinci durumda daha fazlası vardır: Görmemiş gibi yaparsınız, sanki ihlal o kadar azmış ki çıplak kişinin cinsiyeti bile ayırt edilememiş gibi davranırsınız, talihsiz hanım bunun bir numara olduğunu bilse de gidiş yolunuza puan vereceğinden emin olabilirsiniz.

Mladen Dolar, Hiçten Az‘da alıntılayan Slavoj Žižek

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

9 Yorum

Filed under Çeviri

Feda İlkesi ve Hayal İşlevi — Jacques Lacan

Unutmayalım ki konuşanlara keyfiyet yasaklıdır (interdite) ya saklıdır ya saklıdır: Kanuna tabi olanlar keyfiyeti ancak satır aralarında dile getirebilir (inter-dit) zira bu yasaklama Kanunun dayandığı temeldir [1].

Kanun şayet “zevk al!” (Jouis!) diye buyurursa özne onu ancak “duydum” (J’ouïs) diyerek karşılayabilir ve keyfiyet o andan itibaren olsa olsa ima edilmiştir [im-ağ]. Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri

Askıda inanmazlık (willing suspension of disbelief) — Griggs, Coleridge

Askıda inanmazlık veya drama aldanması denen zihin halini yaşayan okur okuduğu metni (veya seyirci izlediği filmi) mümkünat ve gerçeklik bakımından yargılamaya yönelik her zamanki eğiliminden bile bile feragat etmiştir. Ona her ne sunuluyorsa nasıl gösteriliyorsa öyle muhtemel görünmelidir. Gerçi inanmazlık iradesi ve kıyas gücünün böylece askıya alınmasının temel dayanağı şairin yol açacağı heyecanlanmadır, şair askıda inanmazlığı sanatı ve hüneriyle azar azar hak etmeli ve sürdürmelidir. (Earl Leslie Griggs) Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri

Fallusun ötesinde keyfiyet — Jacques Lacan

O (la) bir imleyendir, onun özelliği hiçbirşeyi imleyemeyen tek imleyen olmasıdır, çünkü o kadının tamamsız olma statüsünün zeminidir. Bu statü nedeniyle “o kadın”dan (la femme) söz edemeyiz.

Her kadın ama dışlanmıştır eşyanın tabiatınca, yani [dışarılmıştır] sözlerin tabiatınca, ve kadınların henüz yeterince şikayet ettiği bir konu varsa o da budur. Onların benden tek farkı ne dediklerini bilmemeleri. Okumaya devam et →

6 Yorum

Filed under Çeviri

Brecht ve Yar-atılış: Eski Köye Yeni Adet — Erika Hughes

Der Jasager: evet diyen, onayan, ikrar eden
Der Neinsager: hayır diyen, reddeden, itiraz eden

Brecht’in ilk Der Jasager versiyonunda genç bir çocuk hasta annesine ilaç getirebilmek için öğretmeninin üç öğrencisiyle çıktığı tehlikeli dağ yolculuğuna katılmak ister. Yolda çocuk yorulup hastalanınca öğretmen ve üç öğrencisi köyün adetini gündeme getirir: “Dağa tırmanmayı beceremeyen herkes yar’a atılmalıdır.” Çocuğa sorup onam almak adettendir ama çocuğun ölmeye razı gelmesi de adettendir. Okumaya devam et →

15 Yorum

Filed under Çeviri

Ben bir çıra mıyım? Baba baksana yanıyorum! — Sigmund Freud, Slavoj Žižek

Bir baba günler ve geceler boyu hasta oğluna refakat etmiş. Çocuk öldükten sonra uzanmak için yan odaya geçmiş ama kapıyı açık bırakmış ki yattığı yerden oğlunun öbür odada yatan ölü bedenini ve etrafında yanan uzun mumları görebilsin. Nöbet tutmasını rica ettiği yaşlı bir adam ölü bedenin yanına oturup dualar mırıldanıyormuş. Babanın birkaç saat uyuduktan sonra gördüğü rüyada oğlu yatağının yanına gelmiş, onu kolundan tutmuş ve sitemle fısıldamış: “Baba baksana yanıyorum!” Uyandığında öbür odada bir şeylerin parladığını fark etmiş, hemen gidip bakmış ve yaşlı adamın uykuya daldığını ve yanan mumlardan birinin düşmesiyle örtülerle birlikte sevgili oğlunun ölü bedenindeki kollardan birinin alev aldığını görmüş.

(Sigmund Freud, Düşlerin Yorumu) Okumaya devam et →

12 Yorum

Filed under Çeviri

Ödip efsanesi ve Erbaba efsanesi — Slavoj Žižek

Ödip efsanesi ve Erbaba efsanesi (Totem ve Tabu: Urvater) genelde aynı efsanenin iki versiyonu gibi düşünülür, adeta Ödip efsanesi öznenin ontogenezini (bireyoluş) ifade eden temeldir, Erbaba efsanesi de o temelin filogenez (soyoluş) olarak tarih öncesi geçmişe yansıtılması gibidir.

Ama yakından bakılırsa iki efsane arasında derin bir asimetri hatta terslik olduğu görülür. Okumaya devam et →

15 Yorum

Filed under Çeviri

Eryazgı (predestination) — Slavoj Žižek

🌀🎭💢 Raumdeutung 🌀🎭💢

Birinci ölüm: Biyolojinin gerektirdiği ölüm.
İkinci ölüm: Öznenin huzur içinde ölmesi (yası tutulması), hesaplarının görülmesi, hatırasına dadanan simgesel borçların kapatılması.

İkinci ölüm mefhumuyla Wagner’in şu iddiasını yerli yerine oturtabiliriz: Kendi çöküşüne gönüllü olan Wotan trajedinin doruğuna varmıştır:

İnsanlık tarihinden öğrenmemiz gereken sadece budur: Kaçınılmaz olana gönüllü olmak ve bizzat onu yerine getirmek.

devr2

“Ey Yoldaşlar! İki gün sonra Marx retrodan çıkınca Kışlık Sarayı basıyoruz!”

Wagner’in bu isabetli formülü harfiyen okunmalıdır, getirdiği saçmantıkla (paradoks) birlikte: Eğer bir şey kendi içinde kaçınılmazsa, ona fiilen gönüllü olmamız ve onu gerçekleştirmeye çalışmamız neden gereksin ki?

Okumaya devam et →

14 Yorum

Filed under Çeviri, Resim

Masallarda iyi-zafiyetle beliren sevinç (eucatastrophe) — J. R. R. Tolkien

Masallardaki “avuntu”da kadim arzuların hayali tatmininden başka bir yön daha vardır: Mutlu Sonla gelen Avuntu çok daha önemlidir. Hatta iddia edeceğim ki tamamlanmış bütün masallarda bu olmalıdır. Dramanın asıl biçimi ve en üstün işlevi Trajedidir diyebiliriz; Masalda ise bunun tersi geçerlidir. Bu karşıt öğeyi ifade eden bir terim olmadığına göre ona iyi-zafiyet diyeceğim [1]. İyi-zafiyetli hikaye masalın asıl biçimi ve en üstün işlevidir. Okumaya devam et →

16 Yorum

Filed under Çeviri

Kendini Sevme ve Sevgiyi Kendine Tahsis Etme — Jean-Jacques Rousseau

Bizi doğrudan mutluluğa yönelten ilkel tutkuların hepsi bizi sadece onlarla ilişkili nesnelerle uğraştırır, bunların ilkesi kendini sevmedir (amour de soi) ve hepsi özünde sevilesi ve müşfiktir; fakat engeller onu nesnesinden saptırdığı zaman ulaşmak istediği hedef-nesne yerine savmak istediği engel-nesneyle daha çok iştigal eder [engel-nesne onu işgal eder] ve tabiat değiştirerek hiddet ve nefretle dolar. İşte böylece aslında asil ve mutlak bir hissiyat olan kendini sevme, sevgiyi kendine tahsis etmeye (amour propre) dönüşür, bu hissiyat izafidir, kişinin kendini kıyaslamasıdır, tercih yapılmasını talep eder, keyfiyeti olumsuzluktan ibarettir ve kendi iyiliğiyle tatmin olmaya çabalamak yerine başkalarının talihsizliğiyle tatmin olmaya çabalar.

Jean-Jacques Rousseau, birinci müzakere

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

3 Yorum

Filed under Çeviri