Yasa berisinde eşik başı durur. Köyden gelen adam eşik başına gelir ve yasaya erişim izni ister. Ama eşik başı şu anda ona erişim veremeyeceğini bildirir. Adam düşünür ve daha sonra girip giremeyeceğini sorar. “Mümkündür” der eşik başı, “ama şu anda olmaz.” Yasa geçidi her anki gibi o an da açıktır, eşik başı kenara çekilince adam eğilip kapıdan içeriye göz atar. Eşik başı onun bu haline güler ve şöyle der: “Kendini tutamıyorsan yasağıma rağmen girmeyi dene bakalım. Ama bil ki ben güçlüyümdür, en alt eşiğin başı olduğum halde. Odadan odaya hep daha güçlü eşik başları dizilmiştir. Okumaya devam et
Tag Archives: Saikbilim
Angelus Novus — Walter Benjamin, Slavoj Žižek
Kanadım hazır savrulmaya
Artık geri dönsem ya
Süregidersem zira
Küseceğim şansıma
(Gerherd Scholem, Melekten Selamlar)
Klee’nin Angelus Novus resmindeki melek sanki dikkatle incelediği bir şeyden uzaklaşmak üzeredir. Gözleri dikmiş, ağzı açık, kanatlar havada. Tarihin meleği işte böyle olmalı. Okumaya devam et
Farfara (palavracı) — Ezop
Pentatlonda yarışan bir adama komşu ve ahbapları:
— Yahu sen de biraz erkek adam gibi yarışsana!
deyip dururmuş, o da bir gün şehir dışına yolculuğa çıkmış. Okumaya devam et
Yabancılaştıran Velev Ki: Ölümcül Etmen — Jacques Lacan
Ya paranı ya canını!
Velev ki parayı seçtim, ikisini de kaybederim. Yok eğer canımı seçersem meteliksiz bir hayat sürerim, yoksunlaşmış bir ömrüm olur. Böyle söyleyince net oldu herhalde. Okumaya devam et
Schreber’in Tanrı huzmeleri: libidinal yatırımı ruh dahilinden algılamak — Sigmund Freud
Ne başkalarının eleştirisinden korkarım ne de kendimi eleştirmekten kaçınırım, o yüzden okurlarımın gözünde libido teorimizin değerini düşürebilecek bir benzerliği gündeme getirmekten imtina etmem için hiçbir neden yok.
Günışığı huzmelerini, sinir liflerini ve spermleri yoğuşturarak Schreber’in bahsettiği ‘Tanrı huzmeleri’ aslında libidinal yatırımların somut bir temsili ve dışa yansıtılmasından ibarettir; bu nedenle ondaki hezeyan ile bizdeki teori arasında çarpıcı bir uyuşma vardır. Okumaya devam et
İstihzamane: Alay ve İroni — Slavoj Žižek
Ne Google ne de Türk Dil Kurumu’nun umursadığı bu ayrımı öğrenelim:
Normal bir insan inanamayacağı kadar ahlaksızdır ama bilemeyeceği kadar da ahlaklıdır. (Sigmund Freud)
Aptal abdal olmadığına inanamaz ama abdal aptal olmadığını bilemez. (Biliyom Şakaespri)
Aralarında diyalektik geçişler yaptığımız karşıtların simetrik olduğunu varsaymamalıyız: Hegel iki geçişin (‘sahici’ yetkilenme ile hariçten zorlama arasında) ne aynı mantığı izlediğini ne de birbirini ikame edebileceğini söyler. Bu diyalektik asimetrinin en iyi örneği alaycılık-ironi ikiliğidir. Okumaya devam et
Ölü baba rüyası ve arzuyla geçinmek — Jacques Lacan
O öldüğünü bilmiyor ama ben bunu biliyorum.
Rüya anlatımının askısında özne nasıl konumlanır? Özne başkasının bilmediğini bilme konumunu üstlenir; zira başkasının “öznel” konumunu başkası bilmiyordur, yani yetersiz/defolu/KAyıplı olduğunu bilmiyordur [d’être en défaut].
Onun ölmüş olduğunun beyanı tabi ki sonuçta ona erişemeyecektir. Ölmüşlük [être mort] gibi simgesel ifadeler son kertede onu devam ettirir, muhafaza eder, geçindirir. İşte simgesel konumlanmanın saçmantığı (paradoksu) budur; oluştaki olmayıştır; ölmüşlüğün ikrarı onu bir bakıma ölümsüz kılmaktan kaçınamaz. Ölü baba rüyasındaki mesele de budur. Okumaya devam et
Akıl Altın: Yücelik Akıl Gücünün İkrarıdır — Slavoj Žižek
Kant’ın antinomileriyle başlayalım.
Antinomiler imkansızlığa işaret eder (Kendinde-Şey’i kavramanın imkansızlığına) ve imkansızlık ancak başarısızlıklarla olumsuz yoldan ayırt edilebilir, bu da yüceliktir (Kant’a göre).
Saf aklın antinomilerinden Yücelik konusuna nasıl geçildiğine bakarak antinomilerin cinsel farkla bağı kolayca görülebilir: Kant Eleştiri‘lerden önce yazdığı Güzellik ve Yücelik üzerine makalesinde Yüceliği cinsel farka bağlar (yücelik erildir, güzellik dişildir). Okumaya devam et
Hayatımız melodramlar gibi yapılanmıştır — Slavoj Žižek
Slavoj Žižek, toplumsal cinsiyet rollerini ve modern kültürdeki ilişkileri eleştirirken, özellikle sinema ve edebiyat üzerinden derin analizler sunar. Onun düşüncesine göre, melodramlar sadece bir kurgu türü değil, aynı zamanda toplumsal yapımızı anlamak için bir araçtır. Erkek ve kadın arasındaki ilişkilerin bu dramatik yapı içinde nasıl şekillendiğini çözümleyen Žižek, erkeklerin sevgi ve sorumluluk arasında kurdukları ikiliği analiz eder. Özellikle erkeklerin, aşklarını yüksek idealler uğruna feda ediyormuş gibi görünse de aslında bu fedakarlığın, aşık olduklarını kanıtlamak için bir strateji olduğuna dikkat çeker. Bu bağlamda, Žižek’in tespit ettiği “melodramların numarası”, toplumsal ilişkilerin ardındaki karmaşıklığı kavramamızda bize rehberlik eder.
Slavoj Žižek’in Gerçeği Sorgulamak kitabından bir alıntı okuyorum şimdi size:
Bir yana kadının başkasına göre ve başkası için oluşu, erkeğin narsisistik yansıtması oluşu, eril kadın imgesi oluşu konurken, öbür yana eril söylemin ötelerinde bulunan ‘asıl kadının ta kendisini’ koymak pek isabetli olmaz. Hatta bunun tam tersini öne sürmek isterim: ‘Kadının ta kendisi’ mefhumu eril düşlemin son kalesidir, erkeklerin kadınlara dair söylemlerindeki bünyevi çıkmazları sonuna kadar takip ettiğinizde ise ‘asıl kadın’ın çok daha yakınına varırsınız. İşte o eril simgesel düzenin ötelerinde bulunan ve asla dile getirilemeyen semiyotik falan filan denen o kadın… işte bu ötelik mefhumu eril düşlemin son kalesidir, böyle diyelim.
Okumaya devam etFiled under Çeviri, Suni muhaberat
































