Kalmadı kadında kusur.
Onun ölü
Bedeni başarılı bir gülücük takınmış,
Yunanca bir lüzum zannıymış
İhramının kırışıklıklarında akışan,
Onun çıplak
Ayakları adeta diyor ki:
Buraya kadarmış, bitti.
Kalmadı kadında kusur.
Onun ölü
Bedeni başarılı bir gülücük takınmış,
Yunanca bir lüzum zannıymış
İhramının kırışıklıklarında akışan,
Onun çıplak
Ayakları adeta diyor ki:
Buraya kadarmış, bitti.
Filed under Çeviri, Robot şarkı, Şiir
M. C. Escher “Havalanan Şato” eserini yaparken Kayıp Prenses masalından ilham almış (1928, ağaç baskı).
Masalda bir Prens akıllı küçük bir köpeğin yardımıyla kızkardeşi Prenses’in şatoda hapsedildiği odayı bulur ama ummanın ortasındaki bir kayaya halatla tutturulmuş bir şatodur bu.
Oradan kaçmaya çalışırken bir sürü sıkıntı yaşarlar ama son anda bir deniz kaplumbağası gelip onları düştükleri zor durumdan kurtarır.
Sonunda şato havalanarak bulutlara doğru uzaklaşıp gözden kaybolur
(kaynak)
Tosbağalar Hocası (Osman Hamdi Bey)
Yuva-havuç peşinde koşan tavşan ile ev-semptomu dinleyen kaplumbağa
Koç (hayvancık): Tosbağa, Kıstas, Şofar
Hermes’in Lir Çalıp Apollon’u Tavlaması ~ (Hermes’e Homerik İlahi)
Yazılar tek tek linklerden ya da kitabın etiket sayfasından (Astaroloji) okunabilir.
İçindekiler
— Semanın altı mı karmakarışık yoksa kendisi mi? (Slavoj Žižek)
— Şofar: Erbaba’nın katlini müteakip Kanun koyan kurucu jest (Slavoj Žižek)
— Hegel’de Diyalektik Dramatizasyon: Örnekleyerek Devirmek (Slavoj Žižek)
— Sebep-olan-hakikat: Büyü, Din, Bilim, Psikanaliz (Jacques Lacan)
— Düşünümün kendini itmesi onun kendine gelişidir (G. W. F. Hegel)
— Doğa Ruhun süregiden varoluşunun ilanihaye dışarılmasından ibarettir (G. W. F. Hegel)
— Diyalektik Gelişim Öğretisi (V. I. Lenin)
— Tilkinin Bilinçdışı Diyalektiği (Leon Troçki)
— Astaroloji: Marksist Müneccim Değildir (Sushital Ray Chowdhury)
— Perdeci Astaroloji: Apollodorus, Zeuxis ve Parrhasius (Yaşlı Plinius)
— Perdecilik aptalların metafiziğidir, Olguların perdelenen keyfiyeti onların olmayışından ibarettir (occultism, qualitas occulta) (Theodor Adorno)
— Perde namevcudiyetin putudur (Jacques Lacan)
— Bilgi sürecinin performatif karakteri (Slavoj Žižek)
帷 : perde
Hegelci eleştirinin dayanağı, aşkınsal öznelliğin kurucu rolünü vurgulayan Kantçı eleştiriden çok farklıdır. Kant’a göre özne, aşkınsal kaynaktan (“Kendinde-Şey”den) gelen tözlü içeriğe evrensel biçimini verir. Kant özne ile töz (olası yaşantı tarzlarının aşkınsal ağı ile aşkınsal “Kendinde-Şey”) arasındaki karşıtlık çerçevesinde kalmıştır, Hegel’e göreyse tözün kendisine özne muamelesi yapılmalıdır. Bilgi, tözlü içeriğe nüfuz etmek değildir –bilme sürecinden etkilenmediği varsayılan içeriğe nüfuz etmek değildir– öznel bilgi eylemi kendi tözlü “nesnesinde” zaten içerilmiş haldedir; hakikate giden yol, hakikatin kendisine dahildir. Okumaya devam et
Bilime yakından bakılırsa belleksiz olduğu görülür. Kurulduğu anda onu dünyaya getiren dolambaçlı patikayı unutuverir; başka bir deyişle, psikanalizin ciddiyetle işlettiği bir hakikat boyutunu unutuverir…
Bilim ve hakikat konusunu açmaktaki amacım siz analistlere şu soruyu sormaktır: Yaptığınız bu iş sizce nevrotik ızdırabı sebep-olan-hakikate bağlıyor mu bağlamıyor mu?..
Doğada harekete geçirilecek şeyler imleyenler şeklinde görünür: yıldırım ve yağmur, göktaşları ve mucizeler.
Büyüde sebep-olan-hakikat etkili sebep kılığındadır.
Büyüsel bilgi bilim öznesi nezdinde perdelenmiş kalmanın yanısıra bizzat gizler de kendini [occult] hem geleneksel işleyişinde hem de fiiliyatta bunu yapar. Bu kendini gizleyiş büyünün koşullarından biridir… Okumaya devam et