Nakarat: Yüzgöz olmuşsun sen herkese, Her yerde selam, her yerde şive, Fal baktırıp sevda anlatıyorsun, N’oluyor sana böyle? Bak ben seni iyi görmüyorum, Gel toparlan, kaçalım buralardan, Yerliler gibi oldun valla, Yarın ‘abla bi çay’ mı dersin, ‘Kanka bi simit’ mi istersin, Hayret bir şey ya!
Irving Winkler’ın Night and the City’sinde (1992, Jules Dassin’in kara film klasiğinin yeniden çevrimi) kısa bir sahne vardır; ana karakter Fabian (Robert De Niro tarafından canlandırılıyor), alaycı bir şekilde ona laf atanlardan birine sataşır, onu dövmekle tehdit eder. Rakibine yaklaşırken yanındaki arkadaşının elini yakalayıp boynuyla omzu arasına koyar, sanki arkadaşı onu saldırıdan alıkoymaya çalışıyormuş gibi—bu, tabii, dövüş sahnelerinin o klasik ayrıntısını, öfkeli kahramanın düşmanını pataklamasına engel olmaya çalışan dostunu tiye alır; Fabian tüm bu mizanseni oynayarak, hareketin bir tür ritüel olduğunu açıkça ortaya koyar.
2021‘de ve 2025‘te yanan diğer bölgeler (Vikipedi). Google Earth timelapse 2022’ye kadar, 2023-2025 Copernicus Browser’da var.
2021 yazı… Türkiye, tarihinin en karanlık orman yangınları dalgasıyla sarsıldı. Marmaris’ten Milas’a, Köyceğiz’den Yatağan’a on binlerce hektar yanarken, ülkenin “yangın hafızası” da bir anda sıfırlandı. Felaketin şok dalgası geçtikten sonra ise tek soru kaldı: Bu kadar büyük kaybın ardından ne değişti? Dört yıl sonra, hâlâ aynı endişeyle, aynı alevlerle mi mücadele ediyoruz; yoksa gerçek anlamda bir “dönüşüm” yaşadık mı?
Psikanaliz çoğunlukla konuşma üzerine kurulu bir terapi gibi görünür; hasta anlatır, analist dinler. ‘Talking cure’ ifadesi, ilk olarak Anna O. vakasında kullanılır ve psikanalizin popüler kimliğine damga vurur. Ancak bu yüzeyin altında, terapötik etkinin kalbi, sessizliğin kendisinde atar. Serbest çağrışımın işleyişi bir taşın serbest düşüşüne benzetilebilir: Taş nasıl yerçekimiyle düşüyorsa, serbest çağrışım da analistin sessiz varlığının oluşturduğu alan sayesinde gerçekleşir. Buradaki sessizlik, özneyi konuşmaya iten üstbenin utandırıcı baskısı gibi bir güç değil, çekici ve davetkâr bir kuvvettir.
Ev bakımı için yeni bir çağ başlıyor—ve bu dalgayı yakalamak için uzman, tamirci ya da çok becerikli biri olmanız gerekmiyor. KY (kendin yap = DIY: do it yourself) dünyası, ChatGPT gibi yapay zekâ asistanları sayesinde dönüşüyor ve evinizde karşılaştığınız sorunlara hızlı, yaratıcı ve bütçe dostu çözümlerin kapısını aralıyor. Hayal edin, neredeyse her şeyi teşhis edip onarabileceğinizi ve bakımını yapabileceğinizi, üstelik milyonlarca insanın bilgi ve tecrübelerinden beslenen, adımları sabırla, açıklıkla ve asla yargılamadan anlatan bir yapay zekâ rehberliğinde. Yapay Zeka ile DIY’a hoş geldiniz.
Suruç Katliamı’nın üzerinden on yıl geçti. 20 Temmuz 2015’te, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde IŞİD üyesi bir militanın düzenlediği intihar saldırısı sonucu, çoğu Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi 33 genç hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi yaralandı. Bu saldırı, Türkiye’de yalnızca bir günü değil, toplumsal ve siyasal atmosferi de derinden etkileyen bir dönüm noktası oldu.
Gecenin bir yarısı… DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yıldırımlar çakarken, gökyüzünde ejderhalar uçuşurken, bir elinde anayasa taslağı, bir elinde dev bir megafon, kameraların önünde görülmemiş bir güçle konuşmaya başlıyor! Salonun ortasında dev bir masa: Etrafında CHP, AK Parti, MHP, hatta masanın altından Aleviler, kadınlar, gençler, emekliler ve doğanın ruhu bile yerini almış. Herkes nefesini tutmuş, Bakırhan’ın ağzından çıkacakları bekliyor. Işıklar DEM logosunda yoğunlaşıyor. Herkes biliyor: Birazdan tarihe geçecek bir söyleşi başlayacak!
Evladım, ben sana neler anlatıcam da, tüylerin diken diken olacak bak, gözüm gibi bildiğim köyde geçer bunlar, ha şehirde ha köyde, farketmez, cin işi olduktan sonra herkesin başı belada… Yahu bak, geçen yazdan beri ortalıkta bir moda peyda oldu. Hani şu genç kızlar var ya, şunlar hep birbirine bakıp ne giyerse onun aynısını giyen, elleri telefondan düşmeyen, konuşurken “aaa, şekerim” diyen… Bunlar bir kot pantolon çıkarmış, markası “buluğ cin” imiş! Duyanlar gülüyor, hani sanki “ergenlikte giysinler, komik işte” diye… Ama aslı öyle mi? Geçenlerde Ayşe gelin anlattı da, kanım dondu.
Psikanalitik kuram, bir toplumun psişik yapılarını rastgele bir biçimde örgütlenmiş olarak göstermez—bunlar, belirli bir savunma hiyerarşisi içinde düzenlenir. Bu içgörü basit ama derindir: her yapı, aslında bir sonrakine karşı bir savunmadır ve sapkınlık üzerinde (kültürel ve medyatik “silahlar” aracılığıyla) oynayarak, toplumun bizzat “Bilinçdışı İdeolojisi”ni dolaylı olarak şekillendirmek mümkündür. Şimdi bu savunmaların mantığını, psikanalitik zincirleri içinde, teker teker ele alalım.