Category Archives: Şey

Barışma mevcut Haç’taki Gül’ü tanımaktır — Slavoj Žižek

Hegelci fol barışmayı (false reconciliation) reddetmek yerine, diyalektik barışma mefhumunun kendisi yanılsama sayılarak reddedilmelidir; yani ‘sahi’ (true) barışma talebi terk edilmelidir. Hegel, barışmanın gerçek acı ve çatışkıları ortadan kaldırmadığının pekala farkındaydı – onun Hukuk Felsefesi’nin önsözündeki barışma formülü “mevcut Haç’taki Gül’ü tanımak” gerektiğidir; Marx’ın terimleriyle, barışmada dış gerçeklik bir Fikre uydurmak üzere değiştirilmez, bu Fikrin bu zavallı gerçekliğin kendi içsel “sahihati” (truth, hakikat, sahilik) olduğu tanınır. Marksistlerin “Hegel gerçekliği dönüştürmek yerine sadece onun yeni bir yorumunu sunar” eleştirisi bir anlamda esas meseleyi kaçırır – açık bir kapıyı çalar, çünkü Hegel’e göre yabancılaşmadan barışmaya geçmek için gerçekliğin kendisini değil, onu algılama ve onunla ilişkilenme şeklimizi değiştirmemiz gerekir.

Sahihat nasıl ilerler? Hegel’e göre, kendi (kendimize göre) sahi mefhumumuzu kendi-içinde sahilik ile kıyaslayarak azar azar kendi-içinde sahiliğe yaklaşmayız. Hegel radikal içkinliğin düşünürüdür: Deneyim sürecinde bir mefhumu kendisiyle kıyaslarız, onu kendi gerçellenmesi veya örneklenmesi ile kıyaslarız. Hegel burada radikal anti-Platoncudur: Bir mefhumu kendi örneklerinden ayıran ayırıda/çatlakta, sahilik örneklerin tarafındadır; örnekler bir mefhumun içkin tutarsızlıklarını açığa çıkarır, o yüzden örnekler mefhuma uymadığı zaman o mefhumu dönüştürmemiz gerekir.

Slavoj Žižek, İhtilaflar (Disparities)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Çevirmenler, True’ya Doğru demeyelim, Sahi diyelim”

2 Yorum

Filed under Şey

Sahi, fol, çelişki, uğraklar — G. W. F. Hegel

Sıradan akıl sahi ile fol arasındaki karşıtlığı sabit saydıkça, verili bir felsefi sistemle ya uzlaşmayı ya da çelişmeyi beklemeye alışır, ve böyle bir sistemle ilgili herhangi bir açıklayıcı beyanda ya uzlaşma nedeni ya da çelişki nedeni görmeye alışır. Felsefi sistemlerin çeşitliliğini sahiliğin evrimsel ilerleyişi olarak kavramaz; daha ziyade bu çeşitlilikte ancak çelişki olduğunu görür. Çiçek açılıp serpildiği zaman gonca yok olur, ve çiçeğin goncayı çürüttüğünü söyleyebiliriz; aynı şekilde meyve geldiği zaman, çiçek bitkinin varoluşunun fol bir biçimi olarak açıklanabilir, zira çiçeğin yerine geçen meyve onun sahi doğası gibi görünür. Bu aşamalar sadece farklılaşmakla kalmaz; birbirleriyle uyumsuz kalarak birbirlerinin yerine geçerler. Ama kendi bünyevi doğalarının bitimsiz faaliyeti onları aynı zamanda organik bir birliğin uğrakları kılar, onlar orada sadece birbirleri ile çelişmemekle kalmazlar, orada onların her biri en az diğerleri kadar gereklidir; ve tüm uğrakların bu eşit gerekliliği böylece tek başına bütünlüğün hayatını teşkil eder. Ama felsefi sistemler arasında olan çelişki genelde bu şekilde kavranmaz; öte yandan, çelişkiyi algılayan akıl genelde onu nasıl çözeceğini ya da onu nasıl tek yanlılıktan kurtaracağını bilmez, çatışmalı ve bünyevi çatışkı içerdiği görülen şeylerde birbirini gerektiren uğrakların mevcudiyetini tanımayı bilmez.

G. W. F. Hegel, Ruhun Fenomenolojisi

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Hegel’in doğumunun 250. yılı vesilesiyle çevirdim. Sahi ile fol kelimeleri true ile false kelimelerinin karşılığıdır.

Bkz “Çevirmenler, True’ya Doğru demeyelim, Sahi diyelim”

Bkz “Çevirmenler, False’a Yanlış demeyelim, Fol diyelim”

4 Yorum

Filed under Şey

Cinsiyetsiz Ödül ve Ataerki — Işık Barış Fidaner

Berlin film festivali Berlinale, “En İyi Aktör” ve “En İyi Aktris” kategorilerinin yerine “En İyi Başrol Performansı” ve “En İyi Destekleyici Performans” kategorilerini geçirme kararı aldı. Kararı hem kutlayanlar hem de kınayanlar var. Tepkiler arasındaki çelişkiyi feminizmin iç çelişkisi bakımından değerlendirebiliriz. Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Şey

Kimera — Işık Barış Fidaner

tmp715226516727791617

Kimera bir bedenlenmedir, ama ne tür bir bedenlenme? Öncelikle, Kimera bir canavardır, yani yetkisiz bir bedenlenmedir [1]. Mitolojide Kimera canavarını Yunan kahraman Bellerophon öldürür, bu iş için onu Likya kralı göndermiştir (Likya güney Anadolu’dadır). Kahraman, kraldan Fallus’un yetkilenmesini aldığı için, [2] Kimera’nın dişi bir canavar olması önemlidir.

Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Şey

Butler’ın nevrotikliği — Molly Anne Rothenberg

Psikanalizin özne oluşumu kuramı Butler’ın şu iddialarıyla doğrudan çelişir: Babasal mecaz bir “konuşulamazlık” alemi yaratır; riskli de olsa iradeli konuşma eylemleriyle bu aleme erişilebilir. Daha ziyade, babasal mecazın eklenmesi, bir şeyin kaybedildiği yanılsamasını yaratır, sürçmenin mümkün olmadığı kusursuz anlayışın dünyası kaybedilmiş gibidir. Butler’ın dediğinin aksine, bu “kayıp” aslında hiç gerçekleşmemiştir; Simgesel kaydın ardından gelen bir etkiden ibarettir. Bu dünya hiç varolmadığı için de, asla geri getirilemez. Özne bu dünyadan “kovulmuş” değildir, “dışlanmış” değildir. Daha ziyade, özne, Non/Nom-du-Père’in (Babanın Adı/Hayırı) eklenmesiyle üretilen bu hayali/imgesel kaybın etrafında yapılanır. Butler’ın “konuşulabilir olan ve olmayan arasındaki ayrımı yeniden çizmek” projesi, “kovulmuş” kalıntıya bir şekilde erişim edinildiğini varsayar (alıntı Excitable Speech kitabından). Demek ki Butler’a göre, ilke olarak, kayıp onarılabilir – “kapatılmış” bağlamların açılmasına yol açacak konuşma eylemlerine sahip çıkılması, siyasal anlamda ezilenlerin içerilmesiyle sonuçlanabilir, böylece kayıp onarılabilir.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Şey

Müzik grupları

Yersiz Şeyler’de şarkı sözleri Türkçeye çevrilmiş müzik grupları ve müzisyenler:

Depeche Mode
Dream Theater
Led Zeppelin
Pink Floyd
Radiohead
Laibach
Cursive
Kelly Osbourne
Klaxons
Walk The Moon
Todd Rundgren
Leonard Cohen
Simon & Garfunkel
T. Rex
Rainbow
Gone Jackals
Deep Purple
The Prodigy
Amerie
The Beatles
SO3
Metallica
Iron Maiden
Blind Guardian
Cem Karaca
Talking Heads
Broadcast
Placebo
Nirvana
Courtney Barnett
Soundgarden
Jonathan Coulton
Gloria Gaynor
Bruce Cockburn
Ryan Harvey

Yorum bırakın

Filed under Şey

Möbius Şeridi Bir Adadır — Işık Barış Fidaner

mobius

Möbius şeridi (MŞ) haklı olarak tek yüzeyi ile ünlenmiştir: MŞ’nin üzerinde durduğunuzda, ayağınızın altındaki zeminin altında erişilemez bir “öbür yüz” varmış gibidir. Ama MŞ boyunca yeteri kadar ilerlediğinizde, sonunda “öbür yüz”e ulaşırsınız, yani o aslında erişilemez değildir: Zamanınızın bir kısmını feda ederek “öbür yüz”e erişebilirsiniz. Aslında bu “öbür yüz”ün varolmadığını da gösterir: Tek bir yüzey vardır. MŞ’nin boyunun iki katı kadar bir mesafeyi katederek MŞ’nin tamamını dolaşabilirsiniz. Bu kıssada eğitici bir ders vardır: İlk başta beliren rahatsız edici özdeş-olmayışın sonradan bir yanılsama olduğu açığa çıkar, yeteri kadar zaman harcayıp bir yolu izlerseniz bu yanılsamayı aşabilir ve sonunda Bir-tek-yüzey’in özdeşliğine ulaşabilirsiniz. Fakat bu hikaye MŞ’nin esas ayırt edici özelliği olan yönelimlenemez oluşunu açıklamaz.

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Şey

Entropi: Deleuze’ün Semptomu, Lacan’ın Anahtarı — Işık Barış Fidaner

Entropiyi görcüllükle ilişkilendirdiğimde [1] bazı kişiler Deleuze’ün Fark ve Tekrar‘da entropiyi “aşkınsal yanılsama” sayarak dışladığına işaret ettiler. Ben de Deleuze’ün entropiyle ilgili pasajını okudum. Deleuze sahiden entropi mefhumundan rahatsız olmuş gibi görünüyor ama yazdıkları kulağa hiç de doğrudan dışlama gibi gelmiyor:

Entropinin paradoksu şudur: entropi uzamsal bir etmendir, ama diğer bütün uzamsal etmenlerden farklı olarak, olduğu gibi yeğinlikte içerilmiş bir uzanım yahut “dışarım”dır ve içerilme dışında yahut içerilmiş olmaktan başka bir şekilde varolmaz; bunun nedeni de işlevinin içerilmiş olan şeyin kendini dışardığı veya uzamsallaştırdığı genel hareketi olanaklı kılmak olmasıdır. Bu yüzden Isı qualitas’ına ve Entropi uzanımına esas olarak bağlı olan aşkınsal bir yanılsama vardır. (Fark ve Tekrar)

Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Şey

Çevirmenler, True’ya Doğru demeyelim, Sahi diyelim

Türkçede yaptığımız tartışmaların çoğu zaman ego savaşına dönmesinde, kullandığımız kelimelerin de payı vardır. İngilizcede mantıksal geçerlilik değeri bildirmek için kullanılan True-False, Türkçede yaygın olarak Doğru-Yanlış ile karşılanmakta. Oysa Doğru-Yanlış, ahlaki yargı ile yüklenmiştir ve İngilizcedeki Right-Wrong’a daha yakındır. Doğru-Yanlış’taki bu gereksiz ahlaki yük, Türkçe konuşanlar arasında mantık çerçevesinde iletişim kurulmasını zorlaştıran bir parazit yayın gibidir. Psikanalitik terimlerle ifade edersek, simgesel değerleri ifade etme çabalarımız imgesel bir çatışma ile yüklenerek boşa düşer. “Doğru!” ya da “Söylediğin doğru!” dediğimizde sadece söylenen söze değil, o söz ile ima edilen duruşa (söyleyen kişinin ego’suna) da hak vermiş ve onu desteklemiş oluruz. Oysa “Sahi mi söylüyorsun?” diye sorulduğunda önermeye dair bir yargıda bulunulması beklenir, konuşan şahsın görüşüne dair değil. Böylece “Sahi!” ile İngilizcedeki “True!” ünlemini karşılayabilmiş oluruz. Daha önce False kelimesi için önerilen Fol karşılığı [1] ile bunu birleştirdiğimizde, True-False’un sahi Türkçe karşılığı olan Sahi-Fol‘u elde ederiz. Önermeler üzerinden konuşmanın kolaylaşması için bu kelimelere ihtiyaç duyarız.

Kullanım örnekleri:

“İstanbul bir şehirdir” önermesi sahidir.

“Domuzlar uçar” önermesi foldur.

Sahilik değeri, Sahilik tablosu, Mantıksal sahilik.

Alternatif: Sahihat değeri, Sahihat tablosu, Mantıksal sahihat.

P => Q sahi ise P sahi olduğu zaman Q da sahi olmalıdır.

P ∧ Q sahi ise P ve Q sahi olmalıdır.

P ∨ Q sahi ise P veya Q sahi olmalıdır.

[1] Bkz “Çevirmenler, False’a Yanlış demeyelim, Fol diyelim”

Bkz Doğru, “Türkçe Konuşanların Hakikat Körlüğünün Sebebi”

26 Yorum

Filed under Çeviri, Şey

Hep Vardı ile Hiç Olmadı — Işık Barış Fidaner

(Hep Vardı vs. Hiç Olmadı)

Bir kayıp deneyimlediğimiz zaman, bir anlamda kaybettiğimiz şey o ana kadar hep vardır, bir başka anlamda ise kaybettiğimiz şey o ana kadar hiç olmamıştır.

Birinci veçhe olan “hep vardı”yı yakalayan, Esas-İmleyen’dir, mesela simgesel yasta bu bir anıttır [1]. Bu, yetkilenmenin alanını açar.

İkinci veçhe olan “hiç olmadı”, birinci veçhe olan “hep vardı”dan bağımsız (ona dik) bir başka boyut değildir; daha ziyade ikinci veçhe birinci veçhenin bağımlılığıdır.

Okumaya devam et →

8 Yorum

Filed under Şey