Category Archives: Şey

Miras — Gone Jackals

Aralık ’61
Babamın ücreti hafif
Maaşı gene aynıyken
Dördümüz güzel uyurduk

Sen de şimdi artık
Aynı kuyudan su içeceksen
Şansının yaver gitmesi lazım
Dolaplı otelde yatak bulmak için

Miras mıdır böyle
Az verip fazlasını
Almak?
Böyle miras nice
İyi adamları
Dize getirir

“Büyük toplum”un
Fena beton kafesi
Ölü ve boş yatar şimdi –
Yağmur girmez en azından

Bütün köşeler kırılmıştır
Çatlaklar açılır ve yakınlaşır
Biraz nakit birikmiş dediler
Ama nereye gittiği net değil

Bu kez kim düşecek bilmem
Hiçbir şey bilmiyorum artık
Geleceğin mirası
Catafalque‘ta yatar
Tecil edilmeyi bekler

Hep inandım ki bir adam düştüğünde
Onu kaldırmak için elinden geleni yaparsın
Ama nasıl damlayacak iyilik sütü
Hortumlanıp bardak aldatılırken?

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri, Şarkı, Şey

Laboratuvardaki herkes — Aslı Erdoğan

Bu araştırma merkezi, beni çökerten son darbe olmuştu, içten içe çürümüş bir ağacı deviren fırtına gibi. Böyle bir yere kabul edilmenin boş gururu kısa zamanda aşınmış, kaskatı gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalmıştım. Burası, fizikçi jargonunda denildiği gibi, bir gettoydu ya da bir manastır. Bizden istenen üç şey vardı: Çalışmak, çalışmak, çalışmak. Hastalanmadan, üzülmeden, bunalıma girmeden, aşık olmadan, hiç teklemeyen bir jet motoru gibi çalışmak. Haftanın yedi günü, günde on dört, deneyler başladığında on altı, saat çalışmak; bir sonraki toplantıya, yetiştirilmesi ve kesinlikle hatasız olması gereken raporlar, yerin yüz metre altında, küçük, kapalı odalarda tutulan vardiya nöbetleri, bilgisayarın başında çabucak biten geceler. Aldığım eğitim sonucu çalışmaya, kendimi işime adamaya alışıktım, ama burada, en tembellerden ve kaytarıcılardan biri olup çıkmıştım. Ne kadar istesem de -istemiyordum da- o Çin’den, Japonya’dan, Hindistan’dan gelmiş, sürekli, hiç yorulmadan çalışan, bilgisayar ekranından yalnızca üç-beş saatlik bir uyku için ayrılan, hırslı, “süper-zeka” doktora öğrencileri gibi olamazdım. Çünkü yaşamaya katlanabilmenin bazı koşulları vardı: Okumak, öykü yazmak, arada bir dans etmek, sokaklarda başıboş dolaşmak gibi. Bunların bedeli de çok pahalıydı, maaşım kesilmiş, kariyerim bitme noktasına yaklaşmıştı.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Şey

Buzlu kum

tmp_11010-screenshot_2017-01-29-12-27-161773895429

Bir, İki, Üç, Dört, Beş, Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Şey

Aslı Erdoğan’ın savunmasının kısa bir özeti

Hukukun sindirme aracına dönüştüğünü görüyorum. Savunmamı hukuk varmış gibi yapacağım. Burada bir salon dolusu hukukçuya hukuku anlatacak değilim. Adaleti savunmak sizin göreviniz. Hukuk, sadece devleti ve siyasetçileri savunamaz. Özgür Gündem gazetesi izinli, sarı basın kartı, Turkuvaz Dağıtım tarafından dağıtımı yapılan bir gazete. Yasal bir gazetede, sembolik danışma kurulu üyesiyiz. Danışma kurulu 5 yılda bir kez toplanmamış, bir tek karar alınmamıştır. Hukuk ilkeleri çiğneniyor. Sekiz kitap, yüzlerce yazının içinden birkaç kelimenin cımbızla seçilmesi, bir Ortaçağ engizisyonun dışa vurumudur. Duygular acı, saygı vicdan edebiyattır. Vicdansız adalet olmayacağına göre…

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Şey

Barış sen neden böylesin?

Babam açıklıyor, dinleyelim:

Barış bebekliğinde diş çıkarma, emekleme, yürüme gibi aşamaları beklenen sürelerde tamamladı, yani bedensel gelişimi kitaplara uygundu. Ancak konuşması, daha doğrusu tek tek sözcükleri söylemesi beklediğimizden daha geç oldu. Buna karşılık, doğrudan düzgün cümleler kurmaya başladı. Yarım yarım ya da bozuk söylediği sözcük de pek yoktu, fakat bizi en çok şaşırtan, kurduğu uzun ve düzgün cümleler oluyordu. Yaşı iki buçuk – üç kadarken üç fiilli, bol tümleçli, içinde yardımcı fiiller de geçen cümlelerle derdini anlatıyordu. Konuşurken, özellikle uzun cümleler kurarken ciddi ciddi düşündüğü bakışlarından belli oluyordu. Kurduğu cümlelerin düzgün olmasına önem verdiği de, yalnızca bakış ve mimiklerinden değil, bedeninin duruşundan da anlaşılıyordu. Bazen bir cümleye başlar, birkaç sözcük sonra ya da ifadenin yarısında duraklar, eliyle sivrisinek kovalar gibi bir işaret yapar ve cümleyi baştan alırdı. Bu konuşma tarzı eve ya da bizimle, yani anababasıyla olan diyaloglarına mahsus değildi. Bunu şuradan biliyoruz: Anıttepe’de gittiği yuvanın öğretmenine bu konuşma tarzını anlattığımızda, öğretmen bize Barış’ın yuvada da gerek arkadaşlarıyla, gerekse onunla konuşurken aynı şekilde davrandığını söylemişti.

Barış’ın sözcük dağarcığı yaşına göre çok genişti. Barış iki yaş civarındayken Yazım Kılavuzu’nu taramış ve anlamını bilerek kullandığı sözcükleri işaretlemiştim. Saydığımda, yüz elli sözcüğü işaretlemiş olduğumu gördüm.

Caner Fidaner

2 Yorum

Filed under Şey

On Physics and the Real of Woman

November 2015 (Turkish)

Some questions I directed on Twitter to my friend who is a doctor of quantum physics.

“Exposing harassment is the women’s form of resistance.”

Üniversiteli kadınlardan erkek medyaya açık mektup

Barış: Uğur do you think that we can take this as an axiomatic basis like a law of Physics? I mean, can we abstract woman-being from all of its biological determinations and then characterize any case of harassment exposure as a contingent emergence phenomenon by the social woman subjectivity? This may also reveal a dialectical link between sexuality and evolutionary dynamics.

Uğur: Of course we can say that exposing is one of the prominent forms of resistance practiced by women. But I would call it a fact rather than an axiom. Instead of defining womanhood from such a negative, reactionary basis, wouldn’t it be better to define it from a more active basis?

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri, Bilim, Şey

Fizik ve kadın gerçeği üzerine

Kasım 2015 (English)

Kuantum fiziği doktoru arkadaşıma Twitter’da yönelttiğim bazı sorular.

“Tacizi teşhir etmek kadınların direnme biçimidir.”

Üniversiteli kadınlardan erkek medyaya açık mektup

Barış: Uğur sence bunu Fizik yasası gibi aksiyomatik bir temel sayabilir miyiz? Yani kadın-oluşu bireysel ve biyolojik belirlenimlerinden soyutlayıp her türlü taciz teşhiri olayını toplumsal kadın öznelliğinin olumsal bir tezahür görüngüsü olarak karakterize edebilir miyiz? Böylece evrimsel dinamiklerle cinsiyetin diyalektik bağı kurulabilir.

Uğur: Teşhir etmek kadınların başvurduğu önemli direnme biçimlerinden biridir diyebiliriz tabii. Ama aksiyom yerine olgu derdim ben. Kadınlığı böyle negatif, reaksiyoner bir yerden değil de daha etken bir yerden tanımlamak daha mı iyi olur sanki?

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Şey

Foreign door — Ruhi Su

🍂🏚️🪪 Haymatlos 🍂🏚️🪪

Rises the moon afull
Blows the wind agentle
Smirks the foreign door agrin
Foreign door is the door to slavery
Man becomes aslave! Man becomes aslave!

Rises the moon acrescent
Rises the day arevolt
Collapses down the foreign door agrin
Foreign door is the door to slavery
Man becomes afree! Man becomes afree!

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri, Robot şarkı, Şey

~~~ Turkish Kettle Logic ~~~

ibf adlı kullanıcının avatarıGame Dasein

The Cauldron That Died (A Nasreddin Hoca Joke)

Nasreddin Hodja, having need for a large cooking container, borrowed his neighbor’s copper cauldron, then returned it in a timely manner.

“What is this?” asked his neighbor upon examining the returned cauldron. “There is a small pot inside my cauldron.”

“Oh,” responded the Hodja. “While it was in my care your cauldron gave birth to a little one. Because you are the owner of the mother cauldron, it is only right that you should keep its baby. And in any event, it would not be right to separate the child from its mother at such a young age.”

The neighbor, thinking that the Hodja had gone quite mad, did not argue. Whatever had caused the crazy man to come up with this explanation, the neighbor had a nice little pot, and it had cost him nothing.

Some time later the Hodja asked…

View original post 148 kelime daha

1 Yorum

Filed under Şey

Cam piramitteki kediler

IMG_20160410_152936
IMG_20160410_152918
IMG_20160410_152750
Aralık 2015 (doktora tezine son düğümü atacakken)

Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs’teki cam piramit. Eski yıllarda dümdüz betondu, sonradan böyle bişey yapmışlardı.

Önceki haftaydı galiba. Bu iki kediyi gördüğümde böyle tepedeydiler nasıl çıktıklarını bilmiyorum.

Böyle bir süre dolandılar tepede birbiri peşisıra. Bastıkları her adıma dikkat ederek. Kenarlardan köşelerden geçerek.

Sonra bilerek mi bilmeyerek mi anlamadım bir tanesi yamaçtan kaydırak gibi kayarak indi. Sonra öbürü de kaydı çalıların içine düştü. Öyle biri o yana biri öbür yana düşüp durdular.

Bir tanesi yürüyüp gitti de çalıya düşmüş olan çevresi dikenli diye mi yoksa şaşkınlıktan mı bilmiyorum kıpırdamadı. Ben de alıp çalının içinden çıkardım.

Muhtemelen umrunda değildi, çıkmaya da niyeti yok gibiydi ama öyle onları sadece seyredip (ve fotoğraflayıp) gitmek istemedim. Terk etmiş olurum gibi geldi.

Arkadaki bina da Bilgisayar Mühendisliği bölümü.

İlk fotoğrafta sol yandaki.

1 Yorum

Filed under Şey