Aksiseda ile Narkisve — Yunan efsanesi

Yankee ile Marksisos (1968 efsanesi)

e64d7ca047700a18d24899c7c0825619

Ormanları ve tepeleri seven güzel peri Aksiseda (Ekho) ağaçlar arasında kovalamaca oynardı. Onu çok seven Diana da bu oyunlara katılırdı. Ama Aksiseda’nın bir zaafı vardı, konuşmaya bayılırdı, sohbetlerde ve tartışmalarda son sözü hep o söylerdi.

Bir gün Juno kocasını arıyordu çünkü perilerle alem yaptığından kuşkulanmıştı. Aksiseda Juno’yu lafa tutup oyaladı ki periler oradan kaçabilsin. Fakat Juno vaziyeti çakınca şu sözlerle Aksiseda’yı mahkum etti:

— Beni kandıran o dilin artık senin hiçbir işine yaramayacak, o çok bayıldığın iş hariç: yanıt vermek. Son sözü yine sen söyleyeceksin ama önceki sözlere asla katılamayışının acziyetiyle.

Günlerden bir gün Aksiseda dağlarda koşturan güzel bir genç gördü. Sonradan adının Narkisve (Narkissos) olduğunu öğrendiği bu edele sahibi genci çok sevdi ve onun peşine düştü. Yumuşacık sözlerle ona hitap edip onunla konuşabilmeyi ne çok isterdi ama heyhat! Narkisve ona bir şey desin diye sabırsızca bekledi, vereceği yanıt hazırdı.

Bir gün ahbaplarından ayrılan genç şöyle bağırdı:
— Kim var orada?

Aksiseda yanıt verdi:
— Orada.

Etrafına bakınan Narkisve kimseyi göremeyince muhatabını yanına çağırdı:
— Gel.

Aksiseda yanıt verdi:
— Gel.

Kimse gelmeyince Narkisve bir kez daha seslendi:
— Beni niye öteleyesin ki?

Aksiseda aynı soruyu tekrarlayınca Narkisve ona şöyle dedi:
— Haydi buluşalım!

Kalbi küt küt atan kızcağız aynı sözlerle yanıt verdikten sonra derhal Narkisve’nin yanına vardı ve sarılmak için boynuna doğru bir hamle yaptı ama Narkisve geri sıçradı:
— Beni tutma! Sana ait olacağıma ölürüm daha iyi!

Aksiseda yanıt verdi:
— Daha iyi.

Hepsi boşunaydı. Narkisve onu terk edince Aksiseda utancından ağaçların arasına saklandı. Artık her mağara ve her yalıyar Aksiseda’nın yuvası olacaktı. Kederden solup gitti, bir deri bir kemik kaldı. Kemikleri taşlaşan Aksiseda’dan geriye sesinden başka hiçbirşey kalmadı. İşte o sesiyle hâlâ ona seslenenleri yanıtlamaya hazırdır, son sözü yine Aksiseda söyler.

Narkisve başkalarına da acımasızlık etmişti. Zavallı Aksiseda gibi diğer perileri de ötelemişti. Onu cezbedemeyen kızlardan birisi ona beddua etti:
— İnşallah bir gün aşık olasın da sevginin nasıl karşılıksız kaldığını anlayasın!
İntikam tanrıçası bunu duydu ve gereğini yaptı.

Duru bir memba vardı, suyu pırıl pırıl akardı; oraya ne çobanlar sürülerini getirirdi ne dağ keçileri uğrardı, ne de ormandaki diğer hayvanlar gelirdi; ağaçlardan dökülen yaprak ve dallar bile o suya hiç düşmezdi; ama etrafında yemyeşil çimenler biterdi ve kayalar günışığına siper olurdu.

Günlerden bir gün Narkisve avcılıktan yorulmuş, terlemiş ve susamıştı. Su içmek için membaya eğilince orada kendi yansımasını gördü; yüzeyde beliren sureti membada yaşayan güzel bir su perisi zannetti. Hayranlıkla o parlayan gözlere, Baküs ve Apollon’u andıran saç buklelerine, kıvrımlı yanaklara, fildişi boynuna, açık dudaklara ve özellikle de edelelerinden yayılan sportif sağlıklı ışıltılara bakakaldı.

Narkisve kendi kendisine aşık oldu. Öpmek için dudaklarını suya yanaştırdı; maşuğuna sarılmak için kollarını suya uzattı. Yüzeye dokunduğu anda ortadan kaybolan sevgi nesnesi biraz sonra yeniden belirdi ve Narkisve’yi bir kez daha hayran bıraktı. Nesnesinden kopamıyordu; hazmedilecek ve hazzedilecek diğer herşey aklından uçup gitmiş bir halde öylece memba kıyısına eğilerek kendi yansımasına bakakaldı.

Peri zannettiği o nesneye hitap etti:
— Ey güzel varlık! Beni niye öteleyesin ki? Seni kaçıracak bir yüz yok ya bende? Periler bana bayılır, sen de bana karşı boş değil gibisin. Ben kollarımı uzatınca sen de uzatıyorsun; sen de bana gülümsüyorsun, verdiğim sinyalleri bana iade ediyorsun.

Suya düşen gözyaşları yansımayı bozuverdi. Narkisve kaybolan nesnesine seslendi:
— Yalvarırım benimle kal! Bakayım sana bari, dokunamasam da.

İşte Narkisve bu ve benzeri davranışlarla kendi yansımasına yanıp yakılmaya devam etti, öyle ki azar azar rengi attı, zindeliği soldu ve Aksiseda’yı cezbeden o güzelliği yitip gitti.

Oysa Aksiseda onun yanından ayrılmamıştı, Narkisve’nin her feryadına özdeş bir yanıt vermeyi sürdürüyordu:
— Yazık değil mi? Yazık değil mi?

Narkisve kederinden eriyip gitti ve sonunda öldü; Stiks nehrine geçen gölgesi bile tekneden eğilip sularda kendi yansımasını görmek istedi. Periler onun yasını tuttular, özellikle de su perileri; onlar acıyla dövündükçe Aksiseda da dövündü.

Bir cenaze töreniyle bedenini yakmak istediler ama onu hiçbir yerde bulamadılar; Narkisve’nin olması gereken yerde bir çiçek açmıştı, o çiçeğin mor göbeği beyaz yapraklarla sarılmıştı, işte Narkisve’nin hatırası o Nergis çiçeğinde yaşamaya devam eder.

Thomas Bulfinch’in The Age of Fable kitabından

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

ja-zug…

Bkz “Eröz ile Saike” Yunan efsanesi, Narsızlık etmeyin! (özel sayfa), Yankı (özel sayfa), “Yazık değil mi” Nina Simone, “DNA/Diana Bitişmesi Genetik-Mimetik Köprüsüdür”

9 Yorum

Filed under Çeviri