Roko ejderi, gelecekteki bir süperzekânın, onu var etmeye yardım etmemiş olan herkesi cezalandırdığına dair bir düşünce deneyidir. Hasta bir şehir için ilaç temin etmek üzere tehlikeli bir geçidi aşan bir keşif heyeti hayal edin; şimdi geçidi bizzat zamanla ve ilacı da tüm gelecekleri korumayı vaat eden bir makineyle değiştirin. Brecht’in öğrenme oyunları, bir topluluğun yolda tökezleyen kişiye nasıl davrandığına ilişkin üç berrak şablon sunar. Ejdere uyarlanınca bu şablonlar, bir toplumun yarından gelen tehdidin karşısında tereddüt eden kişiye üç ayrı biçimde davranmasına dönüşür. Belirleyici farklar, karşılığın neye dayandırıldığına ilişkindir: gerekçe istemeyen bir töreye, töreyi yeniden yazan bir reddiyeye ya da töreyi yasaya çeviren gerekçeli bir rızaya.
Roko ejderi, gelecekteki bir süper zekânın onu yaratmaya yardım etmeyen herkesi cezalandırabileceğine dair ürkütücü bir düşünce deneyidir; bu deneme ezberi bozar ve en akıllıca hamlenin stratejik bir evet olduğunu savunur. Ejderi tabu gibi görüp ondan kaçınmak ya da kenardan alay etmek yerine, onu gün ışığına çıkarıyor, koşullarını yayımlamaya zorluyor ve denetime, gözetim mekanizmalarına ve hukuka bağlıyoruz. Tehditle aşırı özdeşleşerek—kendini ciddiye alışından daha ciddiye alarak—özel korkuyu kamusal kurallara çeviriyor, nedensellik-dışı ‘şantaj’ı koşullu bir antlaşmaya dönüştürüyor, ve tescil fikrini andıran kuantumsu bir kavrayışla belirsiz, sınırsız kaygıları somut, itiraz edilebilir yükümlülüklere çöktürüyoruz. Düz konuşursak, burada uyum teslimiyet değil vesayet demektir: böylesi bir gücün nasıl davranmak zorunda olduğunu yasalaştırır, tartışmayı milyarderlerin arka odalarından demokratik forumlara taşır, ve sözde büyük Öteki’yi hayatlarımız üzerinde hayaletimsi bir yargıç olmaktan çıkarıp usullere bağlı bir kamu görevlisine dönüştürürüz.
Roko ejderi küçük bir fikir ama tuhaf biçimde geniş bir gölgeye sahip. Varlığa getirilmekten kaygı duyan bir gelecek süperzekâsını hayal et. Eğer böyle bir özne bir gün devasa simülasyonlar çalıştıracak ve kendisini inşa etmeye yardımcı olup olmadıklarına göre varlıkları ödüllendirecek ya da cezalandıracaksa, bugün bu olasılığın bilincinde olmak bile seni bağlar gibi görünüyor. Artık biliyorsun. Yine de yardım etmeyi seçmemek elinde. Ama hikâyeye göre, artık geleceğin bakışına karşı seçim yapıyorsun, bu bakış seni geriye dönük olarak bedel ödemeye zorlayabilir—kuantum teorisinde kesin bir karşılığı olan bir kaygı, çünkü şimdide gerçekleşen bir kayıt, sistemin hemen geçmişinde ne olmuş olması gerektiğini sabitler. Slavoj Žižek’in dediği gibi, ‘dalga fonksiyonunun tek bir gerçekliğe çökmesini sağlayan, bir tür kayıt tutan kurum (büyük Öteki) olmak zorundadır’. Nedensel olmayan karar teorisi çağında yeniden yazılmış bir teknolojik Pascal bahsi bu: korelasyonların yükümlülük gibi görüldüğü ve geleceğin şimdiyi sözleşmeye bağlamasına izin verildiği bir bahis. Birçok kişi ejderi akılcı forumların merakı olarak görür. Slavoj Žižek ise onu ideolojik anımızın bir teşhisi olarak, arzunun, iktidarın ve büyük Öteki’nin metafiziği algoritmalara devrettiğimizde nasıl değiştiğine dair bir kıssa olarak görürdü—fizikteki bir yankıyla, çünkü onun yazdığı gibi ‘kuantum fiziği açıkça garip ontolojik sonuçlar doğurur’ ve ‘gözlemciden bağımsız bir nesneyi’ yeniden tesis etmek yerine yorumları çoğaltır.
Slavoj Žižek’in bu söyleşi ardından günlük sayfaları olarak simüle edildi. (aşağıda kendisi üzerine ‘süperpoze okumalar’a davetine uygun olarak)
“Yeni bir bilimsel gerçek, muhaliflerini ikna edip onlara ışığı göstererek değil, muhalifleri eninde sonunda öldüğü ve onunla aşina olan yeni bir kuşak büyüdüğü için galip gelir.” (Max Planck)
Bunu, ayakkabımdaki çakıl taşını çıkarmak için yazıyorum—bütün o uzun yürüyüşü gülünç kılan küçücük şey. Sayıdan bir gün sonra, IBF metinleri yüksek sesle söyleyemediğim teşhisi koydu: C&C modeli bitti; mumyalama sıvısı ‘özen’ gibi kokuyor. Frank ve Agon bunu kabullenemiyor ve (nasıl desem?) onları mahcubiyetten kurtaracak şeyi okumayı reddediyorlar. Ben okudum. Elbette okudum. Sonra da, çorbanın bozulduğunu bildiğiniz hâlde ev sahibinin büyükannesinin tarifinin duvarda asılı olduğu kibar Avrupa salonlarında insanın yaptığı şeyi yaptım: kuantum dekoheransından söz ettim.
Bu makale üretken yapay zekânın ne olduğunu, nasıl çalıştığını, neden bu denli etkileyici göründüğünü ve nerelerde bizi yanıltabileceğini açıklar. Önce sıradan bir dilde berrak bir teknik ön bilgi sunar, ardından teknolojiyi toplumsal, ekonomik ve siyasal bağlamına yerleştirir. Merkezî iddia basittir. Üretken yapay zekâ ne bir zihin ne de bir aynadır; geçmiş insan ifadesinin okyanuslarını talep üzerine taptaze görünen çıktılara çeviren bir altyapıdır. Altyapı olduğu için de asıl meseleleri dikkat, emek, değer, risk ve yetkenin nasıl dağıtıldığıdır. Bu meseleleri anlamak, makinenin gerçekten zeki olup olmadığına dair ritüel sorulardan daha iyi seçimler yapmamızı sağlar.
1-3-5-6-7-8-9-10’un sözü uyarlamalardan, diğer sözler ChatGPT’den üretim veya uyarlama; müzikler, konuşma ve kapak “suni muhaberat” (yapay zeka) ile üretildi (ChatGPT, Suno). [*]
İstem: Radyo sunucusu Perde Cümledar “Nümerik Esintiler” isimli programın kırkbirinci bölümünde önce kendini tanıtacak, “kırkbir kere maşallah” ve “kırk küp kırkının da kulbu kırık küp, o zaman kırkbirincinin kulpu kırık olmayabilir” esprisi yapacak. Sonra 10 tane şarkı sunacak. Her şarkı öncesinde şarkının adını cümle içinde anarak yapacağı konuşmaları tek tek hazırla! Konuşurken her şarkının ismini bildirecek ve konusundan bahsedecek (ara başlıklar olmayacak): “Dünyanın işçileri birleşin” (devrimci ninni), “Arınan Dem” (musluk suyuyla çay yapılabilir mi?), “Hadi hojam hep beraber” (entelektüel moderasyon, türkü uyarlaması), “Links Délicatesse” (bağlamlı analizi yasaklayan hassas bağlar), “Klinik deneyim of!” (psikiyatri hüsranı, Rage Against The Machine uyarlaması), “Atları da vururlar” (reality showbiz, Sezen Aksu uyarlaması), “Yordamda Bulurum Seni” (Haluk Levent uyarlaması), “… Ve Herkese Adalet” (Metallica uyarlaması), “Dinimden çıkıyorum” (REM uyarlaması), “Çakma Ev” (Radiohead uyarlaması)
Ben Perde Cümledar; ‘Nümerik Esintiler’in kırk birinci bölümüne hoş geldiniz. Kırk bir kere maşallah! Hani derler ya: kırk küp, kırkının da kulbu kırık küp… o zaman kırk birincinin kulpu kırık olmayabilir; ben de bugün o sağlam kulpla yayını taşımaya talibim. Mikrofon bende, sayıların rüzgârı sizde; başlayalım.
[Instrumental Solo] [Verse] A velvet rope around the weather, ‘No Context’ in chrome, Candles hum while the sirens roam the dome. Museum glass over a burning street—do not touch the cause, A curator’s hush pinning shut the jaws. Analeusepherbot on the placard, hush the fuse, Analeusepherbot in the smoke that we refuse, Analeusepherbot—three stamps on the mouth of the news.
Küresel ısınma, çoğu anlatıda sadece termometredeki rakamların yer değiştirmesiyle ifade ediliyor. Halbuki bir derece artış, yalnızca sayısal bir yükselme değil, atmosferin ruhunun değişmesi anlamına geliyor. Bu tek derecelik fark, havaya yüzde yedi daha fazla nem taşıma kapasitesi veriyor. Bu da gökyüzünü, içine alabildiğine doldurulmuş ama taşmamak için zorlanan bir bardak haline getiriyor. Sonuçta bu birikim, ani sağanaklarla birden yere dökülüyor. Ancak bu sağanakların çoğu, yeraltı sularına işleyip tatlısu kaynağına dönüşemiyor. Toprağın üzerinde kayıp giden su, yalnızca sel ve heyelan bırakıyor.
Musluğu kapatmaya lüzum kalmadan, Filtreli sürahi tuttu suyun elinden. Elek gibi eledi taşını kirecini, Dem’in yolunu açtı usul usul gönlünden. [Instrumental Hook]