1) Hear hear: Duy duy, bak hocamız ne diyor! (beni destekliyor)
2) Here here: Hah işte buldum, kaybettiğim anahtar cebimdeymiş! (entropi)
3) Herr Herr: Beyefendi nasıl da babalık etti bravo! (Hermetik: Herr-matik)
4) Hair hair: Kılı kırk yardın diyeceksin ama şu detay valla mühim! (öz-deşim)
5) Hare hare: A şu işe bak! Fötr şapkadan tavşan çıktı! 🎩 🐰 (yuva-havuç)
Gerçelleşmeyi sürdüren görcül fazlası — Slavoj Žižek
Görcül [virtual] gerçelden [actual] çıkarsanan ruhsuz-steril bir etki midir yoksa gerçeli yaratan üretken bir süreç midir?
Bu sorunun çözümü belki de bu iki işlemin mutlak özdeşliğidir. Deleuze’ün “sanki-sebep” işlemini hem görcülleşme hem de asgari bir gerçelleşme sayması bu özdeşliği düşündürmektedir (“sanki-sebep” görcül olanı hem çıkarsar hem de ona asgari ontolojik tutarlılığını verir). Okumaya devam et
Akıl Altın: Yücelik Akıl Gücünün İkrarıdır — Slavoj Žižek
Kant’ın antinomileriyle başlayalım.
Antinomiler imkansızlığa işaret eder (Kendinde-Şey’i kavramanın imkansızlığına) ve imkansızlık ancak başarısızlıklarla olumsuz yoldan ayırt edilebilir, bu da yüceliktir (Kant’a göre).
Saf aklın antinomilerinden Yücelik konusuna nasıl geçildiğine bakarak antinomilerin cinsel farkla bağı kolayca görülebilir: Kant Eleştiri‘lerden önce yazdığı Güzellik ve Yücelik üzerine makalesinde Yüceliği cinsel farka bağlar (yücelik erildir, güzellik dişildir). Okumaya devam et
Antinomiler — Slavoj Žižek
Matematiksel Antinomiler
1) Uzay ve zaman antinomisi [S(Ⱥ)]
Sav: Dünyayı başlandıran bir an vardır, dünyanın uzamsal sınırları vardır.
Karşısav: Dünyayı başlandıran bir an yoktur, dünyanın uzamsal sınırları yoktur; hem uzay hem zaman bakımından dünya sonsuzdur. Okumaya devam et
Yoğulluk (absential): Olmazsa Olmaz Onsuzluk, (S)onlanmaz Vesile, (S)onlanır Vesile — Slavoj Žižek
Terrence Deacon Tamamsız Doğa (Incomplete Nature, 2011) kitabında başlığından da anlaşılacağı gibi zihnin maddeden çıkagelmesini açıklamanın tek bilimsel yolunun doğanın ontolojik tamamsızlığı olduğunu bildirir: ‘Zihin aslında maddeden çıkagelmedi, maddedeki kısıtlardan çıkageldi.’ Bu kısıt kimi mümkünatların gerçekleşmesini önleyen bir iç engel veya sınırdır, bu yolların tutturulmamış olması kaza eseri değildir, zorunludur (kaza eseri gibi görünse de)…
İnsanlarda mucitlik ve tinselliği sağlayan olgu tam da beynimizin yüzde 10’unu kullanmamızdır: Başvurulmayan mümkünatların boşluğu yaratıcı mucitliği harekete geçirmektedir. Bu bir anlamda Milo Venüsü heykeli gibidir: Kadının ellerinin eksik olması heykelin nasıl tamamlanabileceğine dair farklı versiyonları zihnimize hayal ettirir, oysa heykel tamam olsaydı ister istemez kaba bir dolgunluk hissedecektik. Okumaya devam et
Hayatımız melodramlar gibi yapılanmıştır — Slavoj Žižek
Slavoj Žižek, toplumsal cinsiyet rollerini ve modern kültürdeki ilişkileri eleştirirken, özellikle sinema ve edebiyat üzerinden derin analizler sunar. Onun düşüncesine göre, melodramlar sadece bir kurgu türü değil, aynı zamanda toplumsal yapımızı anlamak için bir araçtır. Erkek ve kadın arasındaki ilişkilerin bu dramatik yapı içinde nasıl şekillendiğini çözümleyen Žižek, erkeklerin sevgi ve sorumluluk arasında kurdukları ikiliği analiz eder. Özellikle erkeklerin, aşklarını yüksek idealler uğruna feda ediyormuş gibi görünse de aslında bu fedakarlığın, aşık olduklarını kanıtlamak için bir strateji olduğuna dikkat çeker. Bu bağlamda, Žižek’in tespit ettiği “melodramların numarası”, toplumsal ilişkilerin ardındaki karmaşıklığı kavramamızda bize rehberlik eder.
Slavoj Žižek’in Gerçeği Sorgulamak kitabından bir alıntı okuyorum şimdi size:
Bir yana kadının başkasına göre ve başkası için oluşu, erkeğin narsisistik yansıtması oluşu, eril kadın imgesi oluşu konurken, öbür yana eril söylemin ötelerinde bulunan ‘asıl kadının ta kendisini’ koymak pek isabetli olmaz. Hatta bunun tam tersini öne sürmek isterim: ‘Kadının ta kendisi’ mefhumu eril düşlemin son kalesidir, erkeklerin kadınlara dair söylemlerindeki bünyevi çıkmazları sonuna kadar takip ettiğinizde ise ‘asıl kadın’ın çok daha yakınına varırsınız. İşte o eril simgesel düzenin ötelerinde bulunan ve asla dile getirilemeyen semiyotik falan filan denen o kadın… işte bu ötelik mefhumu eril düşlemin son kalesidir, böyle diyelim.
Okumaya devam etFiled under Çeviri, Suni muhaberat
































