Yoksa o ayaklar çağdaş devrimizde
Çiçekleri ve kardeşlerini mi çiğnemekte?
O başlar göze batmayıp siperlere mi çekilmekte?
Tarih iyice yoldan şaşmış baksana
Herkes Hesap Günü’nü kollamakta
‘Ben demiştim’ deme umuduyla
‘Ben demiştim’ deme umuduyla
Yoksa o ayaklar çağdaş devrimizde
Çiçekleri ve kardeşlerini mi çiğnemekte?
O başlar göze batmayıp siperlere mi çekilmekte?
Tarih iyice yoldan şaşmış baksana
Herkes Hesap Günü’nü kollamakta
‘Ben demiştim’ deme umuduyla
‘Ben demiştim’ deme umuduyla
Filed under Çeviri, Robot şarkı, Şarkı
Platon’un sakalı metafizik alanında Willard Van Orman Quine’ın 1948 tarihli “Olan Şeylere Dair” makalesinde geçen saçmantıklı savlamadır (paradoksal argüman). Bu tabir bir şeyi olmayan şeylere dayanarak anlamanın felsefesiyle özdeşleşmiştir. Okumaya devam et
Ne Google ne de Türk Dil Kurumu’nun umursadığı bu ayrımı öğrenelim:
Normal bir insan inanamayacağı kadar ahlaksızdır ama bilemeyeceği kadar da ahlaklıdır. (Sigmund Freud)
Aptal abdal olmadığına inanamaz ama abdal aptal olmadığını bilemez. (Biliyom Şakaespri)
Aralarında diyalektik geçişler yaptığımız karşıtların simetrik olduğunu varsaymamalıyız: Hegel iki geçişin (‘sahici’ yetkilenme ile hariçten zorlama arasında) ne aynı mantığı izlediğini ne de birbirini ikame edebileceğini söyler. Bu diyalektik asimetrinin en iyi örneği alaycılık-ironi ikiliğidir. Okumaya devam et
Rüyayı gören özne kendi kendine şöyle diyebilir: Bu bir rüyadan ibaretti. Ama şunu diyen biri olduğunu gözden kaçırır: Sonuçta ben bu rüyanın bilinciyim. Okumaya devam et
Yarasanın bir yaşantısı olduğuna hepimizin inandığını varsayıyorum. Sonuçta yarasa memelidir ve onun bir yaşantısı olması bize farenin veya güvercinin veya balinanın bir yaşantısı olmasından daha inanılmaz gelmez. Dil balığı veya eşek arısı yerine yarasayı seçtim çünkü filogenetik soyağacının köküne yaklaştıkça bulunan canlıların yaşantıları olduğuna insanlar pek inanmayabiliyor [1]. Yarasa bize o türlerden daha yakın akraba olsa da bizdekinden bambaşka bir faaliyet yelpazesi ve duyu aygıtı taşıması hasebiyle bu yazıda gündeme getirmek istediğim meseleye istisnai bir dirilik katar (tabi aynı soru diğer türler hakkında da muhakkak sorulabilir). Felsefi düşünümden hiç istifade etmeseniz bile eğer heyecanlı bir yarasayla kapalı alanda azıcık vakit geçirdiyseniz yabancıladığınız bir canlıyla karşılaşmanın nasıl bir şey olduğunu bilirsiniz. Okumaya devam et
O öldüğünü bilmiyor ama ben bunu biliyorum.
Rüya anlatımının askısında özne nasıl konumlanır? Özne başkasının bilmediğini bilme konumunu üstlenir; zira başkasının “öznel” konumunu başkası bilmiyordur, yani yetersiz/defolu/KAyıplı olduğunu bilmiyordur [d’être en défaut].
Onun ölmüş olduğunun beyanı tabi ki sonuçta ona erişemeyecektir. Ölmüşlük [être mort] gibi simgesel ifadeler son kertede onu devam ettirir, muhafaza eder, geçindirir. İşte simgesel konumlanmanın saçmantığı (paradoksu) budur; oluştaki olmayıştır; ölmüşlüğün ikrarı onu bir bakıma ölümsüz kılmaktan kaçınamaz. Ölü baba rüyasındaki mesele de budur. Okumaya devam et