Mektubaşka? [lettre d'(a)mur] İşte tipik bir örnek:
Teklifimi benden esirgemeni rica ediyorum.
Burada duralım, Okumaya devam et
Mektubaşka? [lettre d'(a)mur] İşte tipik bir örnek:
Teklifimi benden esirgemeni rica ediyorum.
Burada duralım, Okumaya devam et
Öyle bir koşul düşünün ki Nam-ı Pir‘in çağrılmasını özne konumunda yanıtlayan şey gerçek babanın noksanlığı olmasın da –bu noksanlık imleyenin mevcudiyetine çok uygundur– imleyenin noksanlığı olsun…
Verwerfung‘a imleyenin “defterden silinmesi” diyeceğim (foreclosure). Nam-ı Pir‘in çağrılmasını –nasılını göreceğiz– Ötekideki saf ve yalın bir delik/fay yanıtlayabilir; mecaz etkisi noksan olduğu için fallik imletimde ona tekabül eden bir delik/fay daha açılacaktır… Okumaya devam et
Suçluluktan kaçmayız sadece, suçluluğa doğru da kaçabiliriz, suçluluk haline sığınabiliriz. Bu saçmantığı/paradoksu kavramak için öznel suçluluk hissinin büyük Öteki’nin (simgesel düzenin) tutarsızlığı, yani büyük Öteki’nin “hep-zaten ölmüş” oluşu ile ilişkisine bakalım. Okumaya devam et
Faydacılığın şundan başka hiçbir anlamı yoktur: Eski sözcüklerin gördükleri işlevleri düşünmeliyiz, bizim için hâlâ gördükleri işlevleri düşünmeliyiz. İşte o kadar. Sözcükleri kullanınca başımıza gelenlere şaşırmamalıyız.
Peki sözcükler ne diye kullanılır? Olması gereken keyfiyet olabilsin diye kullanılır. Okumaya devam et
Hitchcock filmlerinde ve Wagner operalarında bir dizi (görsel, formel, maddi) motif buluruz, onlara anlam veren bağlamlar değişse de bu motifler “aynen kalır”. Bu direşken jest ve motifleri nasıl okuyacağız?
Böylesi bir motife çok derin anlamlar barındıran Jungcu bir arketip muamelesi yapma ayartısına direnmemiz şarttır – Wagner’de havaya kalkan ellere ölmüşlerin canlıları tehdit etmesi anlamı yüklemek böyledir; Hitchcock’ta boşlukta sallanan kişinin diğerinin eline tutunmasına ruhsal düşüş ve selamet anlamı yüklemek böyledir. Okumaya devam et
Serotonin araştırmalarının ana damarları üzerine kapsamlı değerlendirmemiz göstermiştir ki depresyonun düşük serotonin yoğunluğuyla veya düşük serotonin faaliyetiyle ilintisi olduğunu veya ondan kaynaklandığını gösteren ikna edici deliller bulunmamaktadır. Okumaya devam et
Bilime yakından bakılırsa belleksiz olduğu görülür. Kurulduğu anda onu dünyaya getiren dolambaçlı patikayı unutuverir; başka bir deyişle, psikanalizin ciddiyetle işlettiği bir hakikat boyutunu unutuverir…
Bilim ve hakikat konusunu açmaktaki amacım siz analistlere şu soruyu sormaktır: Yaptığınız bu iş sizce nevrotik ızdırabı sebep-olan-hakikate bağlıyor mu bağlamıyor mu?..
Doğada harekete geçirilecek şeyler imleyenler şeklinde görünür: yıldırım ve yağmur, göktaşları ve mucizeler.
Büyüde sebep-olan-hakikat etkili sebep kılığındadır.
Büyüsel bilgi bilim öznesi nezdinde perdelenmiş kalmanın yanısıra bizzat gizler de kendini [occult] hem geleneksel işleyişinde hem de fiiliyatta bunu yapar. Bu kendini gizleyiş büyünün koşullarından biridir… Okumaya devam et
Analize göre fetiş bir simgedir. Şimdiden herhangi bir nevrotik simge ile aynı zemine konmuş gibidir.
Konumuz nevroz olmayıp sapkınlık olduğunda bu fark o kadar belirgin değildir. Hastalıkları klinik benzerliklere göre sınıflandırmak tabi ki değersiz değildir ama analiz bu farkı teyit edecekse yapılara çok daha yakından bakmalıdır. Nitekim birçok yazar bu farkı tanımlarken tereddüt eder ve fetişizmi ancak sapkınlık ile nevrozun sınırhattına (borderline) yerleştirebilir, tam da temel düşlemin simgesel karakteri nedeniyle.
Okumaya devam etGerçekçiliği dışavurarak hakkını verdiği ressam fırçasını meşhur eden ilk sanatçı Apollodorus idi.
Lakin 95’inci Olimpiyatın dördüncü yılında Apollodorus’un açtığı sanat kapılarından geçen kişi Heraklealı Zeuxis olmuştu. Okumaya devam et
Theodor Reik 1920’lerde yazdığı klasik makalesinde bitimsizce pes tonlarda acı acı uğuldayan ‘şofar’a dikkat çekmişti. Şofar, koç boynuzundan yapılan nefesli bir çalgıdır, Yom Kipur tefekkür gününün akşam ritüelinde kullanılır. Reik şofar sesini kadim Erbaba’nın katli sorunsalına bağlar (Totem ve Tabu‘da anlatılan Urvater): Tumturaklı kurşuni gürüldemesiyle ürküttüğü dinleyicilerde tekinsiz bir acı-zevk karışımı uyandıran şofar, Reik’ın yorumuna göre, Erbaba’nın can-tözünden kalan son izdir; inleyen-ölen-aciz-aşağılanmış babanın bitmek bilmez feryadıdır. Yani şofar ‘önbastırma’ izidir, simgeler gelmeden öldürülen keyfiyet tözünün sesli bir anıtıdır adeta: Şofar sesinde ölme feryadı yankılanan baba ‘iğdişsiz’ Keyfi-Babadır (Erbaba). Reik şofara benzeyen bir başka ilkel çalgıyı da delil gösterir: Böğürboğa (bullroarer) arenada katledilen boğanın böğürtüsünü taklit eden bir çalgıdır: Her boğa güreşinde Erbaba’nın katli bir kez daha sahnelenir. Okumaya devam et