Tag Archives: Saikbilim

Harfiyet/Hafriyat — Slavoj Žižek

Joyce bağlamında, Lacan onun (psik)analizi reddetmek için çok iyi bir nedeni olduğunu vurgulamıştı (zengin bir Amerikan patron Joyce’a finansal destek için analize girmesini şart koşmuştu); Joyce’un analize ihtiyacı yoktu çünkü o kendi sanatsal pratiğinde zaten analizin son anına tekabül eden öznel konuma ulaşmıştı, kutlanan harfiyet/hafriyat (letter/litter) kelime oyununda bu aşikardı – yani arzu nesnesinin dışkıya dönüşmesine, nesneyle düşlem-sonrası ilişkiye ulaşmıştı (bu formülü Jacques-Alain Miller’a borçluyum). Felsefe alanında Hegelci Mutlak Bilgi –belki de sadece Hegelci Mutlak Bilgi– bu aynı öznel konumu adlandırır, yani düşlemin katedilmesini, nesneyle düşlem-sonrası ilişkiyi, Öteki’ndeki eksikliğin tecrübe edilmesini adlandırır.

Slavoj Žižek 2005 Gerçeği Sorgulamak

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Not: Letter hem harf hem mektup demektir (let: müsaade eden diye de okunabilir). Litter hem çöp hem yavrular demektir. Harfiyet bir şeyi kelimesi kelimesine okumak demektir. Hafriyat bir yerleri kazmak demektir. Çöp esasen ağacından koparılmış dal demektir.

Bkz “Calhoun ve Farelerde Ödipal Yetkilenme Krizi”

8 Yorum

Filed under Çeviri

Nazar ile Seda — Renata Salecl, Slavoj Žižek

Lacan’ın “Cinsel ilişki yoktur” sözü, “Neden dünyada aşk var?” ezeli sorusuna basit bir yanıt verir. Aşk bir tuzaktır, seraptır; aşkın işlevi cinsiyetler arasındaki ilişkinin indirgenemez, teşkil edici “çığrından çıkmış”lığını örtbas etmektir. Ünlü Freudcu “bileşen nesneler” –fallik öncesi keyfiyetin (yani henüz baba mecazı ile dolaylanmamış, “kapsayarak aşılmamış” keyfiyetin) kalıntıları– cinsel ilişkinin doyuma ulaşmasını önleyen kaçak engele beden verir. Lacan, Freud’un bileşen nesneler listesine (meme, dışkı, fallus) iki nesne daha ekledi: Seda ile nazar. Dolayısıyla nazar ile sedanın tam anlamıyla aşk nesnesi olması tesadüf değildir – seda veya nazara aşık olmamız anlamında değil, nazar ile sedanın aşkı tetikleyen katalizörler olması anlamında.

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Çeviri

Fallusun İmletimi — Jacques Lacan

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

“Fallusun İmletimi” makalesinin McGowan alıntısında geçen paragraflarını çevirdim:

“Öteki’nde o konuşur” dediğimde, “Öteki” sözcüğü ile, konuşmaya başvurunun rol oynadığı herhangi bir ilişkide bu başvurunun uyandırdığı yeri adlandırıyorum. Öteki’nde onun konuşmasının nedeni, özne onu kulağıyla işitse de işitmese de, öznenin kendi imletici yerini, herhangi bir imlenenin uyanışının mantıken öncesinde, burada bulmasıdır. Onun o yerde (yani bilinçdışında) ifade verdiği şeyin keşfi, onun nasıl bir bölünme (Spaltung) pahasına teşkil edildiğini kavrayabilmemizi sağlar.

Okumaya devam et →

8 Yorum

Filed under Çeviri

İmleyen olarak hiyeroglif — Jacques Lacan

Peki bir imleyen nedir? Size bunu defalarca söylediğim için burada bir kez daha ifade etmem gerekmiyor. İmleyen özneyi temsil eden şeydir. Kimin için? Bir başka özne için değil, bir başka imleyen için. Bu aksiyomu örneklemek üzere, çölde hiyeroglifle kaplanmış bir taş bulduğunuzu düşünün. Bu hiyerogliflerin ardında onları yazmış bir özne bulunduğundan hiç kuşkunuz olmaz. Ama her bir imleyenin sizi muhatap aldığına inanmanız hata olurdu – bunun kanıtı, onların hiçbirini anlayamamanızdır. Öte yandan onları imleyen olarak tanımlarsınız, çünkü bu imleyenlerin her birinin diğerleri ile ilişkili olduğundan eminsinizdir. Öznenin Ötekinin sahası ile ilişkisindeki mesele de budur.

Jacques Lacan, 11’inci seminer kitabından

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Ayrıca bkz “Signifier Neden Gösteren Değil İmleyen Olarak Çevrilmeli”

107604017_1590154697810073_6949812977975329953_o

4’üncü Ramses’in mezarındaki hiyeroglifler. Krallar Vadisi, Thebes, Luxor, Mısır.

3 Yorum

Filed under Çeviri

Tekrar ve kılık değiştirme — Gilles Deleuze

Ölümün maddî bir modelle hiçbir alakası yoktur. Aksine ölüm içgüdüsü maskeler ve kostümlerle ilişkili olarak anlaşılabilir. Tekrar aslında kendisini teşkil ederken kılık değiştiren, sadece kılık değiştirmekle kendisini teşkil eden şeydir. Maskelerin altında bulunmaz, bir maskeden diğerine biçimlenir, adeta bir ayrık noktadan diğerine, ayrıcalıklı bir andan diğerine, varyasyonlarla ve onların içinde biçimlenir. Maskeler diğer maskelerden başka hiçbir şeyi gizlemez. Tekrarlanan bir ilk terim bulunmaz… Kılık değiştirmenin kendisinden soyutlanabilecek ya da çıkarımlanabilecek yalın bir tekrar bulunmaz. Aynı şey hem değişen kılık, hem de kılığı değiştirilendir. Freud’un, kılığı değiştirilen nihai terim rolünü oynayan gerçek çocukluk olayı hipotezinden kimi bakımlardan vazgeçmesi, psikanalizde bir dönüm noktası olmuştu. Freud, bunun yerine, ölüm içgüdüsüne dalmış düşlemin gücünü koydu, burada çoktan herşey maskelenmiş ve herşeyin kılığı değiştirilmiştir. Kısacası, tekrar, özünde simgeseldir; simgeler ve simülakra bizatihi tekrarın harfiyetidir. Fark, kılık değiştirme yoluyla ve simgenin düzeniyle tekrarda içerilir.

…

Bastırdığımız için tekrar etmeyiz, tekrar ettiğimiz için bastırırız –aynı anlama gelmek üzere– bastırdığımız için kılık değiştirmeyiz, kılık değiştirdiğimiz için bastırırız; kılık değiştirmemiz, tekrarın belirleyici merkezi sayesinde olur.

Gilles Deleuze 1968 Fark ve Tekrar

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Ayrıca bkz. Jennifer Friedlander’ın söz ettiği dişil kılık değiştirme stratejisi.

Alıntının kaynağı Subject Lessons kitabındaki Zupančič yazısıdır.

2 Yorum

Filed under Çeviri

Bastırma ve defterden silme — Jacques Lacan

Özne deneyimlemiş olduğu bir şeyin kendi simgesel dünyasına erişimini reddedebilir, bu şey iğdiş tehdidinden başka bir şey değildir. Öznenin bu olayı izleyen gelişiminin tamamı bu şey hakkında hiçbirşey bilmek istemediğini gösterir, Freud buna “bastırılmış” (Verdrängt, repressed) adını verir.

Bastırma etkisi altına giren şey geri döner, zira bastırma ve bastırılanın geri dönüşü aynı madalyonun iki yüzüdür. Bastırılan şey her zaman oradadır, semptomlar ve bir dizi başka fenomen yoluyla kusursuzca ifade edilir. Buna karşılık, defterden silme (Verwerfung, foreclosure) etkisi altına giren şeyin yazgısı bambaşkadır…

Defterden silinerek simgesel düzenden dışlanan [dışarılan] şey, gerçek’te yeniden belirir.

Jacques Lacan 1955-56 Psikozlar

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

12 Yorum

Filed under Çeviri

Eril kimlik taslama (imposture) ile dişil kılık değiştirme (masquerade) — Jennifer Friedlander

“Kadın” ve “Erkek” dediğimde elbette ne biyolojik kategorilerden ne de onların kültürel kılıflarından söz ediyorum, daha ziyade, simgesel sistemin kimlik vermeyi becerememesi karşısında öznenin alabileceği iki konumdan söz ediyorum. Hem Freud hem de Lacan’a göre, cinsel fark, nazar (gaze) ve punctum‘daki (Barthes) görsel bozulmalar gibi, simgeselin başarısızlığından ortaya çıkar. Joan Copjec’in sözleriyle, cinsiyet ancak “söylemsel pratiklerin bocaladığı yerde” belirir, “anlam üretmeyi başardığı yerde asla değil” (Copjec, Arzumu Oku 204). İki cinsiyet, simgeselin başarısız olmasının mantıken mümkün iki yolunu belirtir; onun iki “tekleme şeklini” (Copjec 213) temsil eder [1]. Lacan’ın sözleriyle, “cinsel ilişkiyi berbat etmenin bir erkek yolu vardır, ve bir başka … dişi yolu vardır” (Lacan, Encore 58, 57). “Bu berbat etme,” Lacan’ın iddiasına göre, “bu ilişkiyi gerçekleştirmenin tek yoludur, şayet benim dediğim gibi cinsel ilişki diye bir şey yoksa” (Lacan 58). Lacan’a göre, eril tekleme şekli fallik imleyene [Φ] tekabül eder, dişil şekil ise Öteki’ndeki eksikliğin imleyenine [S(Ⱥ)] tekabül eder. Cinsiyetlenme konumları, o halde, gelenek ya da doğa yoluyla ortaya çıkmaz, mantık yoluyla ortaya çıkar, Lacan’ın önerdiği ve Joan Copjec’in Arzumu Oku‘da titizlikle tahlil ettiği matematiksel formül bunu gösterir.

Okumaya devam et →

24 Yorum

Filed under Çeviri

İdeal Ben, Ben İdeali, Üstben, Arzu Yasası — Slavoj Žižek

Özneyi etik davranmaya iten sözcü için Freud üç ayrı terim kullansa da –ideal ben’den (Idealich, ideal ego), ben ideali’nden (Ichideal, ego ideal), ve üstben’den (Überich, superego) söz eder– kural olarak bu üçünü birleşik düşünmüştür (birçok yerde Ichideal oder Idealich (ben ideali veya ideal ben) ifadesini kullanır, ve Ben ve O‘nun üçüncü bölümünün başlığı şöyledir: “Ben ve Üstben (Ben İdeali)”). Lacan ise bu üç terimi kesin olarak birbirinden ayırır: “İdeal ben”, öznenin idealleştirilmiş öz-imgesini temsil eder (nasıl olmak istiyorsam öyledir, başkaları beni nasıl görsün istiyorsam öyledir); ben ideali, ben-imgem ile etkilemeye çabaladığım sözcüdür, bana nezaret eden ve beni elimden geleni yapmaya iten büyük Öteki’dir, takip ettiğim ve gerçellemeye çabaladığım idealdir; üstben ise aynı sözcünün kinci, sadist, cezalandıran tarafıdır. Bu üç terimin altında yatan yapılandırıcı ilkenin Lacan’ın üçlemesi İmgesel-Simgesel-Gerçek olduğu nettir: İdeal ben imgeseldir, Lacan ona “küçük öteki” der, ben’imin idealleştirilmiş ikiz imgesidir; ben ideali simgeseldir, simgesel özdeşim noktamdır, kendimi gözlemlediğim (ve yargıladığım) büyük Öteki noktasıdır; üstben gerçektir, asla tatmin olmayan bu acımasız sözcü beni imkansız taleplere boğar ve bu talepleri karşılamayı beceremedikçe benimle alay eder; “günahkar” güdülerimi baskılayarak üstben’in lüzumlarına layık olmak için ne kadar çok çaba gösterirsem, üstben’in gözünde o kadar suçlu olurum.

Okumaya devam et →

25 Yorum

Filed under Çeviri

Kadın tamamsızdır — Jacques Lacan

Erkek, imleyenden başka bir şey değildir. Kadın, erkeği imleyen olarak arar. Erkek ise kadını –burası size tuhaf gelecek– sadece söylem aracılığıyla konumlanan şey olarak arar; çünkü iddiam doğruysa, yani kadın tamamsızsa, kadında söylemden kaçan bir şey vardır her zaman.

Jacques Lacan, Yine/Hâlâ

Not: Paragrafı Murat Erşen’in Metis çevirisinden (sf. 41) alıp kısmen değiştirdim (“bir” tanımlıklarını attım, “imleyen” ve “tamamsız”ı ekledim).

Pas-tout için “tamamsız” çevirisini öneriyorum. İngilizce’de not-all ya da not-whole deniyor. All bir kümenin tamamıdır, whole ise bir şeyin tamamıdır. O yüzden “tamamsız” sözü pas-tout’yu karşılıyor. Žižek ve Zupančič’in söz ettiği ontolojik tamamsızlığı da belirtiyor. Ayrıca eyvallahsız olmak, kimseye eyvallahı olmamak çağrışımı da çok iyi bence.

Işık Barış Fidaner

17 Yorum

Filed under Çeviri

Psikanaliz ve BDT — Agnès Aflalo

(Psikanalizin Başarısız Suikasti kitabından bir kısım)

Psikanalizin bilişsel-davranışçı terapilerle (BDT) hiçbir ortak yanı yoktur.

Psikanalize göre semptom bir “bozukluk” değildir, duyulması gereken susturulmuş bir hakikattir. Semptom aynı zamanda acı çekmeye yol açan paradoksal bir tatmini de (keyfiyet, jouissance) içerir. Tedavi, kelimelerin taşıdığı keyfiyetin ağırlığını su yüzüne çıkaran diyalektik bir yordamdır. Kelimeler hakikati çevreler, özne bunun farkına varmaz. Semptomun bu iki yüzünü –dil ve keyfiyet– kavramak öznenin kendi öyküsünü okumasını ve onu yine kendine ait kılmasını sağlar. Sonra keyfiyetinin bir kısmını geride bırakabilir ve arta kalanından sorumlu olabilir, hayatının yaygın ahlaka uyumlanması gerekmez ama bu yüzden kuralsız da olmaz. Psikanalist, kendini analiz etmiştir, ve kendini bu düşlemsel keyfiyetten koparmıştır. Önyargıdan muaftır ve danışanın kendisine uyan özel sipariş tepkisini icat etmesini sağlayabilir.

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Çeviri