Şafak vakti ormanda koşu yaparken eğer hırıltılı bir soru işitirseniz: “Who cooks for you?” (Kim yapar yemeğini?) do’dan başlarsa ve son nota aniden pesleşirse, sağlıklı bir ormanda olduğunuzu anlarsınız. Mevzubahis kuş ezgisiyle sorgulamaya devam ederse: “Who, who, who, who, who, who, who cooks for you now?” (Kim kim kim Kim kim kim kim yapar yemeğini yahu?) artık emin olursunuz: Çizili baykuşlarla koşmaktasınız (barred owl). Okumaya devam et
Monthly Archives: Mayıs 2022
Eyleme Dökme ve Eyleme Vurma — Slavoj Žižek
Psikanaliz sürecinin sonunu anlamak için eyleme dökme (acting out) ile eyleme vurmayı (passage à l’acte) ayırt etmeliyiz. Genel anlamda eyleme dökme simgesel bir eylem olmayı sürdürür, büyük Ötekine hitap eden bir eylemdir; eyleme vurma ise büyük Öteki boyutunu askıya alır ve gerçek boyutuna tercüme edilir. Eyleme dökme bir eylem yoluyla simgesel bir açmazdan çıkma girişimidir (simgelemenin, dile getirmenin imkansızlığı), gerçi bu eylemin işlevi şifreli bir mesaj taşımaktır. Bu eylemle (“delice” de olsa) bir borcu ödemeye, bir suçu süpürmeye, Ötekine sitem etmeye, vb. çalışırız… Eyleme vurma ise aksine simgesel ağdan çıkar, toplumsal bağı eritir. Eyleme dökme yoluyla konuşabiliriz, Lacan’ın 1950’lerde kavradığı anlamda semptomla özdeşleşiriz (Ötekine hitap eden şifreli mesajla özdeşleşiriz), eyleme vurmada ise keyfiyetimizin gerçek nüvesini yapılandıran marazi “tik” olan sinthome ile özdeşleşiriz… “Öznel yoksunlaşma” yaşayan kişi isimsiz kalır, onu temsil eden bir imleyen yoktur, o da ancak semptomuyla özdeşleşerek tutarlılığını korur. Bu “öznel yoksunlaşma” ile birlikte kişinin hakikatle olan ilişkisi kökten değişir: Histeride (ve “lehçesi” olan obsesyonel nevrozda) hep hakikatin diyalektik hareketine katılırız, bu yüzden histeri krizinin doruğundaki eyleme dökme baştan sona hakikat ekseniyle belirlenir, eyleme vurma ise bir anlamda hakikat boyutunu askıya alır. Hakikat bir (simgesel) kurgu yapısında olduğu ölçüde keyfiyetin gerçeği onunla uyumsuz kalır.
Yan Bakmak’tan
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Dürtüsel montaj — Jacques Lacan
Bakın dürtüyü andıran bir şey varsa o da montajdır (düzenek).
Varılacak sona atıf yapan bakış açısıyla kavranmış bir montaj değil bu. Bu bakış açısını kuran modern içgüdü teorilerinde montajdan türeyen bir imgenin sunumu pek çarpıcıdır. Böyle bir montaj mesela çiftlikte tavuğu telaşlandıran özgül biçimdir, bunun için tavuğun birkaç metre ötesine şahin maketi koymanız, yani takriben münasip tepkiyi uyandıracak bir imge sunmanız yeterlidir [fol: false]; bu işin püf noktası sunulan imgenin illa münasip olması gerekmediğini bize göstermektir. Bu tip montajlardan söz etmiyorum.
Okumaya devam etVamp Güzellerin Köken Hikayesi — Marlen Komar
Marlen Komar — 31 Ekim 2017 — allure.com
Vamplık sonbahar geleneklerinden biridir, aynı balkabaklı baharatlı latte içmek veya etrafa siyah/turuncu şeker kağıtları saçarak Hocus Pocus’u bir kez daha seyretmek gibi. Hava soğuyunca birçoğumuzun eli plum rujlara uzansa da vamplığın asıl anlamını pek bilen yok. Okumaya devam et
Nezaket ve usturup — Mladen Dolar
Görgü kurallarına uymak (politeness) asla yetmez, usturup (tact) gerekir. Truffaut’nun ilk filmlerinden birinin harika bir sahnesinde Delphine Seyrig tecrübeli bir kadın olarak Jean-Pierre Leaud’ya nezaket-usturup farkını öğretmeye çalışır:
Yanlışlıkla banyoya girdin diyelim, duşta çıplak bir kadın varmış. Eğer naziksen çabucak kapıyı kapatıp “Pardon hanımefendi!” demelisin. Oysa usturuplu olsaydın kapıyı çabucak kapatıp “Pardon beyefendi!” derdin.
İki durumda da muhataba saygı gösterilir, istemeden onun sınırlarını ihlal ettiğiniz için nazikçe af dilersiniz. Birinci durumda kurallara uyulmuştur. İkinci durumda daha fazlası vardır: Görmemiş gibi yaparsınız, sanki ihlal o kadar azmış ki çıplak kişinin cinsiyeti bile ayırt edilememiş gibi davranırsınız, talihsiz hanım bunun bir numara olduğunu bilse de gidiş yolunuza puan vereceğinden emin olabilirsiniz.
Mladen Dolar, Hiçten Az‘da alıntılayan Slavoj Žižek
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Vamplık ve Zomluk — Slavoj Žižek
Kant’tan çıkarılacak Hegelci sonuca göre her sınırlama kendi “ötesindeki” şeylerin öncülü sayılmalıdır, buna göre Kant’ın Kendinde-Şey mefhumu bile fazla “şeyleşmiş” kalır.
Hegel bu konuda nüanslıdır: Duyu-üstü “görünüş olan görünüştür” dediği zaman tam da Kendinde-Şey’in fenomenlerin sınırlaması olduğunu öne sürmektedir. “Duyu-üstü nesneler (duyu-üstü sezgi nesneleri)” kimerik “tersine dünya”ya aittir; orada olsa olsa duyulur sezginin içeriği bir başka sezginin duyulmaz biçimi altında tersine sunulmuştur, bir akis gibi yansımıştır [veya hemseda gibi yankılanmıştır: Hiçpekora] Okumaya devam et


Yazılar tek tek linklerden ya da kitabın etiket sayfasından (




























