Category Archives: Çeviri

Judith Butler üzerine: Bunun fallusla ne ilgisi var? — Caroline Criado-Perez

15 Mayıs 2014

80’lerin sonunda, sahneye yeni bir kuramcı çıktı. Adı Judith Butler’dı ve toplumsal cinsiyet kuramını öylesine köklü şekilde dönüşüme uğratacaktı ki, 21. yüzyılda, toplumsal cinsiyet konusunda ona en azından atıf yapmaksızın makale yazmak, kendinizi neredeyse kuramsal anlaşılabilirliğin dışında bırakmak haline gelecekti.

Fransız psikanalist Jacques Lacan bir keresinde “kadın yoktur” iddiasını öne sürmüştü. Kadınlar, ya da Lacan’ın bu sebeple “On Feminine Sexuality” (Dişil Cinsellik Üzerine) seminerinde dediği gibi, ̶“̶K̶a̶d̶ı̶n̶”̶, bu acayip iddia ile ne kastedildiğini geç anladığı için affedilebilir, ama endişe etmeyin. Bu salt simgesel bir iddiadır, Lacan bizi temin eder: Bu sadece dilde hangi toplumsal cinsiyetin anlamı olabileceğini belirtir, “kadınların cinsel organıyla ilgisi yoktur”. Hımmmm.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Dünya yok — Battlestar Galactica

Miniseries 2. bölümden bir sahne. Bill Adama, askeri komutandır. Laura Roslin, sivil başkandır.

(Cylon saldırısından kaçtıktan sonra yapılan toplu cenaze merasimi)

Bill: Elosha, insanlığın 13’üncü kolonisi var, değil mi?

Elosha: Evet. Papirüslere göre 13’üncü kabile İlk Günlerde Kobol’dan ayrılmıştır. Uzaklara seyahat etmiş ve uzak ve bilinmeyen bir yıldız etrafında dönen Dünya adlı bir gezegene yerleşmiştir.

Bill: Bilinmeyen değil. Nerede olduğunu biliyorum! Dünya, bizim en sıkı korunan sırrımızdır. Koordinatları sadece filonun en yüksek komutanları biliyordu, kamuoyuyla paylaşmaya cesaret edemedik, hele de Cylon tehdidi varken. İşte şimdi gideceğimiz bir sığınak var, ve Cylonların bu sığınak hakkında hiçbir bilgisi yok! Kolay bir yolculuk olmayacak. Uzun ve çetin olacak. Ama size bir söz veriyorum. Burada yatanların hatırası adına, onu bulacağız. Ve Dünya bizim yeni evimiz olacak. Hepimiz böyle deriz! Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Freud ve Siyasallık — Mladen Dolar

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

Hiçbir babanın, hükümdarın ya da tanrının kendi işlevine layık olamaması değildir mesele, bizzat simgesel işlevin liyakat gücünü yitirmesidir. Modernliğin yükselişini tarif etmenin birçok yolu ve terminolojisi vardır, bu da ekonomik bir öneri olabilir: Simgesel yetkinin referans noktası olan ölü baba, ebediyete intikal etmiştir. Fakat, yetkinin ufalanması karşısında sevinme zamanı değildir, bu da Grup Psikolojisi‘nin dertlerinden biridir, çünkü kralların devrilmesi ve simgesel yetkinin düşüşünün ardından gelen şey demokrasinin mutlu zaferinin yayılması değil, aksine simgesel babanın alt yüzünün yükselişidir, bunun da psikanalitik adı Üstben’dir (süperego). Bu hüküm daha inatçıdır, onunla baş etmek çok daha zordur. Lacan slogan icat etmekte çok becerikliydi, bu da onlardan bir tanesi: Père ou pire, “Baba yahut daha kötüsü”. Ataerkil egemenlik yeterince kötüydü, ama onun ölümünden sonra karşılaştığımız şey daha bile kötüdür.

UNBOUND Vol. 4: 15, 2008, Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Freud’da siyasallık, masumiyet havası altında en zor, hatta imkansız bir konuyu saklar. İki terim de tekanlamlı olmaktan uzaktır – öyle görünmese de, Freud adıyla ne kastedildiği, ismini saran haleye ve ünlenmesinden çıkan genel yaygaraya rağmen ya da bunlar yüzünden, hiç net değildir … siyasallıkla ne kastedildiği de, insanın sürekli her cepheden her şekil ve boyda siyasete boğulmasına rağmen ya da bu yüzden, hiç ama hiç net değildir. En ince zorluk, ikisinin mümkün kesişimindedir. Konudan söz etmek yerine konu hakkında konuşmanın imkansızlığından söz ederek yapısökümcü bir belagate girişme ayartısı güçlüdür. Bu ayartıya elimden geldiğince direneceğim.

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri

Eril kimlik taslama (imposture) ile dişil kılık değiştirme (masquerade) — Jennifer Friedlander

“Kadın” ve “Erkek” dediğimde elbette ne biyolojik kategorilerden ne de onların kültürel kılıflarından söz ediyorum, daha ziyade, simgesel sistemin kimlik vermeyi becerememesi karşısında öznenin alabileceği iki konumdan söz ediyorum. Hem Freud hem de Lacan’a göre, cinsel fark, nazar (gaze) ve punctum‘daki (Barthes) görsel bozulmalar gibi, simgeselin başarısızlığından ortaya çıkar. Joan Copjec’in sözleriyle, cinsiyet ancak “söylemsel pratiklerin bocaladığı yerde” belirir, “anlam üretmeyi başardığı yerde asla değil” (Copjec, Arzumu Oku 204). İki cinsiyet, simgeselin başarısız olmasının mantıken mümkün iki yolunu belirtir; onun iki “tekleme şeklini” (Copjec 213) temsil eder [1]. Lacan’ın sözleriyle, “cinsel ilişkiyi berbat etmenin bir erkek yolu vardır, ve bir başka … dişi yolu vardır” (Lacan, Encore 58, 57). “Bu berbat etme,” Lacan’ın iddiasına göre, “bu ilişkiyi gerçekleştirmenin tek yoludur, şayet benim dediğim gibi cinsel ilişki diye bir şey yoksa” (Lacan 58). Lacan’a göre, eril tekleme şekli fallik imleyene [Φ] tekabül eder, dişil şekil ise Öteki’ndeki eksikliğin imleyenine [S(Ⱥ)] tekabül eder. Cinsiyetlenme konumları, o halde, gelenek ya da doğa yoluyla ortaya çıkmaz, mantık yoluyla ortaya çıkar, Lacan’ın önerdiği ve Joan Copjec’in Arzumu Oku‘da titizlikle tahlil ettiği matematiksel formül bunu gösterir.

Okumaya devam et →

24 Yorum

Filed under Çeviri

İdeal Ben, Ben İdeali, Üstben, Arzu Yasası — Slavoj Žižek

Özneyi etik davranmaya iten sözcü için Freud üç ayrı terim kullansa da –ideal ben’den (Idealich, ideal ego), ben ideali’nden (Ichideal, ego ideal), ve üstben’den (Überich, superego) söz eder– kural olarak bu üçünü birleşik düşünmüştür (birçok yerde Ichideal oder Idealich (ben ideali veya ideal ben) ifadesini kullanır, ve Ben ve O‘nun üçüncü bölümünün başlığı şöyledir: “Ben ve Üstben (Ben İdeali)”). Lacan ise bu üç terimi kesin olarak birbirinden ayırır: “İdeal ben”, öznenin idealleştirilmiş öz-imgesini temsil eder (nasıl olmak istiyorsam öyledir, başkaları beni nasıl görsün istiyorsam öyledir); ben ideali, ben-imgem ile etkilemeye çabaladığım sözcüdür, bana nezaret eden ve beni elimden geleni yapmaya iten büyük Öteki’dir, takip ettiğim ve gerçellemeye çabaladığım idealdir; üstben ise aynı sözcünün kinci, sadist, cezalandıran tarafıdır. Bu üç terimin altında yatan yapılandırıcı ilkenin Lacan’ın üçlemesi İmgesel-Simgesel-Gerçek olduğu nettir: İdeal ben imgeseldir, Lacan ona “küçük öteki” der, ben’imin idealleştirilmiş ikiz imgesidir; ben ideali simgeseldir, simgesel özdeşim noktamdır, kendimi gözlemlediğim (ve yargıladığım) büyük Öteki noktasıdır; üstben gerçektir, asla tatmin olmayan bu acımasız sözcü beni imkansız taleplere boğar ve bu talepleri karşılamayı beceremedikçe benimle alay eder; “günahkar” güdülerimi baskılayarak üstben’in lüzumlarına layık olmak için ne kadar çok çaba gösterirsem, üstben’in gözünde o kadar suçlu olurum.

Okumaya devam et →

25 Yorum

Filed under Çeviri

Günümüzde Hegelci olunabilir mi? — Slavoj Žižek

Slavoj Žižek — 28 Ekim 2019 — thephilosophicalsalon.com

Ben Hegelciyim – ama hangi Hegel’den söz ediyorum? Hangi konumdan konuşuyorum?

İyice basitleştirirsek, benim felsefi duruşumu tanımlayan üçlü, Spinoza, Kant ve Hegel’dir. Spinoza muhtemelen gerçekçi ontolojinin zirvesidir: Dışımızda tözsel bir gerçeklik vardır ve aklımız yoluyla onu örten yanılsamaları kovarak bu gerçekliği bilebiliriz. Kant’ın aşkınsal hamlesi bu düzene radikal bir ayırı/çatlak (gap) getirir: Şeylerin kendi içinde oldukları haline asla erişim kazanamayız, aklımız fenomenler sahasına sıkışmıştır, eğer fenomenlerin ötesinde varlığın bütünlüğüne ulaşmayı denersek, zihnimiz ister istemez antinomilere ve tutarsızlıklara kapılır. Hegel’in yaptığı şudur: Fenomenlerin ötesinde kendi-içinde hiçbir gerçeklik olmadığını koyutlar, ama bu “Herşey fenomenlerin etkileşiminden ibaret” demek değildir. Fenomenal dünya imkansızlık engeliyle işaretlidir, ama bu engelin ötesinde hiçbirşey yoktur: Başka hiçbir dünya, hiçbir pozitif gerçeklik yoktur. Yani Kant öncesi gerçekçiliğe geri dönmeyiz: Kant’ın bilgimizdeki kısıtlama saydığı şey, yani kendi-içinde-şey’e ulaşmanın imkansızlığı, bu şey’in kendi içine nakşedilmiştir [1].

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Toplumsal Mesafelenmenin Huzursuzluğu — Matthew Flisfeder

Matthew Flisfeder — 7 Mayıs 2020 — thephilosophicalsalon.com

Sigmund Freud’un Uygarlığın Huzursuzluğu kitabı, çoğu zaman, bireyin ihtiyaçları karşısında egemen kültür ve toplumun ihtiyaçlarına gereksiz yere öncelik verilen bir metin olarak görülür. Kitap, bireylerin toplum içinde birbirleriyle geçinebilmesi için, her birimizin kendi dolaysız bireysel haz ve arzularından vazgeçmesi ya da onları bastırması konusunda birbirimizle uzlaşmamız gerektiğini anlatır. Herbert Marcuse’den Gilles Deleuze ve Félix Guattari’ye kadar bir dizi kuramcıya göre, özgürleşme, kültürün taleplerini üzerimizden atarak arzularımızı özgürleştirmemize bağlıdır.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Fuhuşun yasallaştırılmasından 17 yıl sonra “Alman Modeli” — Ingeborg Kraus

rom2

Dr. Ingeborg Kraus’un İtalyan meclisinde yaptığı konuşma, Rom, 28.05.2018.

Fuhuşu yasallaştıran ve normalleştiren bir kanunla ilgili deneyimlerimizi bugün sizinle paylaşma şansım olduğu için mutluyum. “Alman modeli”, kadınları korumanın çok uzağındadır, onlar için tam bir cehennem oldu. Bu kuvvetli kıyaslamayı bilerek yapıyorum, çünkü Almanya’da durum çok ciddi. Bu kanunun etkilerinin kısa bir özetini yapacağım size.

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Paradoksal/Saçmantıklı Sınıflar — Jean-Claude Milner

Gerçek çokluklar vardır. Bu çoklukların temeli, ne sindirici ve bağlayıcı bir özelliktir, ne de kabul edilmiş bir imleyendir. Böyle bir çokluğa sokulmak, ondan gelen herhangi bir temsili edinmek ya da ondan gelen ayırt edici ismin Bir’ini edinmek değildir. En fazla şunu varsayabiliriz: Saçılmış Bir, bir öbek içine toplar. İmgelem, öbekte, dilde ad verilen bir biçimi tanır: Böylece kutup yıldızının gerçekliği takımyıldızlar halinde toparlanır. Fakat öbek, onunla ancak kazara ilişkilenen biçimler ve isimlerden önce varolur. Daha fazlasını söylemek, bizzat yıldızları konuşturmayı gerektirir, bir takımyıldıza mensup olmanın ne demek olduğuna dair onları sorgulamayı gerektirir.

Jean-Claude Milner 1983 Les noms indistincts

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

paradoksal

“Öbek” konusunda bkz. “Özgürlük ve Sınıf Özdeşimi”

3 Yorum

Filed under Çeviri

Olağanüstü Hal mi? Gönder gelsin! — Todd McGowan

🎵 Tod MacGowan had a talk 🤠👻

Todd McGowan — 30 Nisan 2020 — thephilosophicalsalon.com

Koronavirüs salgınının en şaşırtıcı yanı, otoriterlik heveslisi Donald Trump ve Jair Bolsanaro gibi liderlerin olağanüstü hal ilan etmekte gösterdikleri isteksizliktir. Bunu ilan etmek devlet iktidarını arttıracaktır ve onlara insanların faaliyetleri üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir denetim imkanı verecektir, otoriterlik heveslilerinin özlemi de tam olarak budur. Fakat olağanüstü hal ilan etme fırsatını yakalamaktansa, Trump ve FOX News’daki destekçileri, hızla yayılmasına rağmen koronavirüs salgınının önemsiz bir hadise olduğundan şikayet ettiler. Bazı muhafazakarlar salgına “solcu komplosu” demeye işi vardırdılar. Madem Trump’ın otoriter eğilimleri var ve FOX News’daki takipçileri onun otoritesini güçlendirmek istiyorlar, o halde neden koronavirüs vesilesiyle devlet iktidarını genişletme imkanlarını kucaklamak istemiyorlar?

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri