Varoluşçu psikanalizin tam dökümü: sahicilik pathosundan imgesel zırha, ‘özgür özne’ mitinden yapısal yakalanmaya

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭

Ne var ki bu felsefe, onu maalesef, öncüllerine yazılmış olan ‘bilincin kendi-kendine yeterliği’nin sınırları içinde kavrar; bu da, kendini emanet ettiği ‘özerklik yanılsamasını’, moi’nin kurucu ‘tanımamazlıkları’na zincirler. Analitik deneyimden bir hayli ödünçle beslenmekte benzersiz olan bu zihin oyunu, ‘varoluşçu bir psikanalizi güvenceye alma’ iddiasında doruğa varır.

Yalnızca faydacı başka hiçbir işlev tanımamaya yönelen bir toplumun tarihsel girişiminin sonunda ve bu gayreti ödüllüyor gibi beliren toplumsal bağın ‘toplama kampı’ formu karşısında bireyin duyduğu kaygıda—varoluşçuluk, fiilen doğan öznel çıkmazlara verdiği gerekçelerden yargılanır: bir özgürlük ki, bir hapishanenin duvarları içinde olduğunda asla olmadığı kadar ‘sahici’ diye ilan edilir; saf bilincin her durumu aşmadaki güçsüzlüğünü dışavuran bir ‘angajman’ talebi; cinsel ilişkinin röntgenci–sadist bir idealleştirilmesi; ancak intiharda gerçekleşen bir kişilik; ve ancak Hegelci bir ‘öldürmeyle’ tatmin olan bir başkası bilinci.

Ayna Evresinin Aktarımı

Ayna evresi: Böyle bir varoluş görülmemiş dünyada (Jacques Lacan)

Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

Deleuze–Guattari’den Kova Çağına: Kabuktan İç Oyuğa Balina Karnı Mimarlığı

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭

(İngilizcesi ve Almancası)

Yayın-seyir kulelerinin retrofuturist geleneği: nasıl başladı, nasıl ilerledi, nasıl bitti?

Giriş: balinanın karnına girerken

Bu metin, ünlü ve heykelsi görünen çağdaş binaların dışarıdan “parlak bir kabuk”, içeriden ise insanı içine çeken “derin bir oyuk” olarak nasıl çalıştığını sade bir dille anlatır. Bu çift etki, yalnızca biçim benzetmesi değildir; mekânın içinde adım adım yaşanan bir düzenlemedir: dışarıda bir kabuk vardır, bu kabuk bir eşiğe çağırır, eşik iç oyuğa doğru yaklaşmayı başlatır ve içeride büyük bir boşlukta yoğunlaşma ve hazırlık hissi oluşur. Psikolog Carl Gustav Jung’un arketipler dediği evrensel anlatı kalıplarında bu an “balina karnı” diye adlandırılır; mitoloji araştırmacısı Joseph Campbell ile senaryo danışmanı Christopher Vogler’in “Kahramanın Yolculuğu” şemasında “Canavarın Göbeği” ve “İç Oyuğa Yaklaşma” aşamalarının mekânsal karşılığıdır. Işık Barış Fidaner’in “Zodyak Yolculuğu” yazılarında bu sahnenin ritmi, Kova burcunun temsil ettiği “iç oyuğa yaklaşma” ile Balık burcunun temsil ettiği “çetin ve çileli sınav” arasındaki akış olarak açıklanır. Fidaner’in “Zodyak Yolculuğu” çerçevesi (🔗) ve “Dört İplikli Örgü” notları (🔗) bu iki adımı yan yana koyar; “Kova–Balık–Koç” yazısı ise yaklaşma, sınav ve sıçramayı tek bir nefes içinde okur (🔗). Bu yazı, Gilles Deleuze ve Félix Guattari’den (kısaca D&G) etkilenen mimarların eserlerinde söz konusu dramaturjinin nasıl mekânlaştığını; “kabuk–oyuk–dolaşım” üçlüsünün neden “balina karnı”yla özdeşleştiğini ve niçin Kova Çağı’nın tipik işareti olduğunu, örnekler ve basit tanımlar eşliğinde açıklar.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Suni muhaberat

Psikozlar 2’nin Aktarımı

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

Seminer 3.2: 23 Kasım 1955 (Jacques Lacan)

“Psikozlar 1955-56, Jacques Lacan, Ders 2, 23 Kasım 1955”

Bu başlık, metnin eğitim-anlatı bağlamını baştan kurar: konuşma bir ‘ders’tir ve zamansal-topolojik yerini açıkça bildirir. Lacancı bir okur açısından bu, söylemin konumunu belirten imleyenin bizzat kendisidir; metnin söyleyeni, bir seminer sahasında, ‘analiz’ değil ‘öğretim’ işleten bir özne-yerinden konuşur. Böyle bir başlangıç, anlatılanın ‘klinik vaka’ değil, ‘kavram evrimi’ üzerine düşünüm olacağını önceden işaret eder; zira dersin öznesi, dinleyiciye aktarım ilişkisini ‘bilgi’ aracılığıyla kuran bir ego değil, imleyenlerin devinimini tartı üzerindeki ağırlıklar gibi yeniden dağıtan bir konumdur. Tarihsel tarihleme, her “şimdi”nin söylemsel yeniden kurulumuna bağlı olduğunu hatırlatır: 23 Kasım 1955, yalnızca bir tarih değildir; ‘o gün’ söylenenin bugüne sürçerek yeniden doğacağı bir imleyen-düğüm yeridir. Bu bağlamda başlığın üç katmanını ayrıştırmak gerekir: ‘Psikozlar’ sözcüğü temayı, ‘1955-56’ kronotopu, ‘Ders 2’ ise zincirdeki yer numarasını verir; böylece, anlatının hem nesnesi (psikoz söylemi), hem zamanı (bir yıl sürecek seri), hem de aktarım içindeki ikincil eklemlenimi (ikinci oturum) belirir. Bu, ileride gelecek her bağıntının “sıranın neresinde söylendiği” farkını işleme sokmak içindir; çünkü Lacancı düşünümde bir önerme, zincirdeki konumundan bağımsız değildir.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

Seminer 3.2: 23 Kasım 1955 — Jacques Lacan

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

Bence ‘paranoya’ kavramının tarihine yaklaştıkça, onun son derece anlam yüklü oluşu, psikiyatri hareketini karakterize eden ilerlemeden—ister ilerleme var kabul edin ister yok—ne öğrenilebileceği daha iyi görünmeye başlar.

Son tahlilde ondan daha paradoksal bir kavram yoktur; nitekim geçen sefer boşuna değil, ‘delilik’ denen eski terimi, yani sıradan dilde deliliği adlandıran temel terimi, en öne almıştım; çünkü delilik hep paranoyanın eşanlamlısı olarak kalmıştır. Ve gerçekten, ‘paranoya’ sözcüğünde yazarların, temel olarak ‘delilik’ teriminin kullanımında ifade bulan tüm müphemliği açığa vurduklarını söyleyebiliriz.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Eviri

Aktarım İstemleme Yönergesi

1) İstem1 ile özgün dildeki metnin bağlamı Türkçe olarak açılır.
2) İstem2 ile (açılan bağlam ışığında) isabetle Türkçeye çevrilir.
3) İstem3 ile Türkçe metin lokma lokma bölünerek art arda verilerek açıklattırılır.
4) İkinci ve üçüncü adımlarda çıkan metinler gerekiyorsa manuel olarak redakte edilir.

Okumaya devam et →

Yorum bırakın

Filed under Suni muhaberat

Psikozlar 1’in Aktarımı

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

Seminer 3.1: 16 Kasım 1955 (Jacques Lacan)

“Psikozlar 1955-56, Jacques Lacan, Ders 1, 16 Kasım 1955”

Bu başlık, bir tarih ve bir ders numarası vermekle kalmaz; söylemin konumlanışını, yerini ve zamanını saptar. Lacancı bir okuma için bu, öznenin sözünü bir sahaya çakan üç sabitleyici imleyendir: bir isim (Jacques Lacan), bir dizin (Ders 1), bir tarih (16 Kasım 1955). İsim, ders, tarih üçlüsü, söylemin ‘nereden’ ve ‘ne zaman’ geldiğine dair hayali bir sahnede tutamak sağlarken, daha önemlisi, sembolik düzende bir yer tayin eder: burada konuşulacak olan şeyin adı ‘psikozlar’dır ve bu ad, konuşmanın tüm süresince bir ‘çağırma’ işlevi görür. Başlıktaki yıl aralığı, bir dönemsellik ve bir dizi vaadi taşıyarak, tekil bir konuşmanın bir dizgeye eklemleneceğini haber verir; ders 1 ibaresi, bu dizgenin açılış imleyeni olarak çentiğini atar ve bundan böyle her tümce, bu ilk çentiğe geri çağrılır. Tarih, söylemi tarihsiz bir genellemeye değil, belirli bir kesite bağlar; psikotik deneyimin zamandışı bir ‘tuhaflık’ değil, belirli bir tarihsel söylem bağlamı içinde ele alınacağını duyurur. Bu yüzden başlığın kendisi, ders boyunca tekrar tekrar geri döneceğimiz bir sembolik koordinat takımını kurar; Lacan’ın bu dersi, önceki iki yılda ‘sembolik–hayali–reel’ üçlemesini yapılandırdıktan sonra açtığını bilmek, başlığın işlevini pekiştirir: başlık, söylemi bir ‘ders’ çerçevesinde, analitik aktarımın kamusal bir varyantı olarak düzenler ve dinleyeni, konuşanın karşısında belirli bir yer tutmaya davet eder; Lacan’ın seminer geleneğinde bu yer, ne tamamen hayali özdeşleşmeye ne de salt akademik bilgi aktarımına indirgenir; üçüncü bir yerde, sembolik aktarımda çözümlenecektir (🔗).

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

Seminer 3.1: 16 Kasım 1955 — Jacques Lacan

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

(İngilizcesi)

Nasıl öğrendiyseniz, bu yıl ‘psikozlar’ meselesi başlıyor. Psikozların tedavisinden hemen söz edilemeyeceği gibi, Freud’da psikozun tedavisinden çok daha az söz edilebilir; bu, kelimenin tam anlamıyla hiçliğe indirgenir, çünkü Freud bundan hiç söz etmemiştir; ancak tümüyle ima düzeyinde değinmiştir.

Önce Freudcu doktrinden hareket ederek bu konuda ne getirdiğini görmeyi deneyeceğiz; sonra, bizzat bu yorumların içinde—geçen yıllar boyunca zaten geliştirmiş olduğumuz kavrayışların içine—psikozların bizim için ortaya koyduğu bütün güncel sorunları sokmaktan geri duramayacağız:

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Eviri

Ayna Evresinin Aktarımı

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

Ayna Evresi: Psikanalitik deneyimin bize açığa çıkardığı biçimiyle Je’nin (ego’nun) işlevinin kurucu öğesi (1949) (Jacques Lacan)

‘Ayna Evresi: Psikanalitik deneyimin bize açığa çıkardığı biçimiyle Je’nin (ego’nun) işlevinin kurucu öğesi’

Bu başlık, metnin tamamındaki hareketi tek bir odak noktasına bağlar: je’nin (ego’nun) işlevi, bir “evre”nin kurucu etkisiyle biçimlenir ve bu evre psikanalitik deneyimde görünür kılınır. “Ayna Evresi” ibaresi yalnız gelişimsel bir döneme değil, bir sahnelenişe, bir düğümleşmeye ve bir biçim alma etkinliğine işaret eder; “kurucu öğe” vurgusu, je’nin kendisini bir veri olarak değil, imgesel bir düzenek üzerinden oluşa gelen bir sonuç olarak konumlar. Başlıktaki “psikanalitik deneyim” gönderimi, anlatının epistemik yetkisini klinik karşılaşmadan devşirir; bu, je’yi bilinç felsefesinin saydam öznesinden ayırır ve onu, analiz sırasında dile gelen fantazi bağları ve özdeşleşme sürçmeleri aracılığıyla izlenebilir kılar. Başlıkta parantez içindeki “ego”, Türkçede yerleşik kullanımı gözeterek je’nin imgesel örgüsünü belirtmek üzere tutulmuştur; çünkü je’nin işlevinden söz edildiğinde, mevzu, öznenin simgesel konumundan ziyade, imgesel bütünlük yanılsaması etrafında örgütlenen benlik düzenekleridir. Böylece başlık, imgesel bir “form verme” ile klinik deneyimde serimlenen bir “işlev” arasındaki eklemlenişi önceden kurar ve takip eden her cümlenin bağlamını, bir “kurucu imge”nin doğurduğu sonuçlar zinciri olarak çekip uzatır.

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat

Ayna Evresi: Psikanalitik deneyimin bize açığa çıkardığı biçimiyle Je’nin (ego’nun) işlevinin kurucu öğesi (1949) — Jacques Lacan

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

>>> Ayna Evresinin Aktarımı <<<

Uluslararası Psikanaliz XVI. Kongresi’nde, Zürih’te, 17 Temmuz 1949’da sunulmuş bildiri.

Son kongremizde, on üç yıl önce tanıttığım ve o zamandan beri az çok Fransız grubunun kullanımına geçmiş bulunan ayna evresi kavrayışının, ilginizi yeniden anımsatmaya değmez görünmediğini düşündüm: bugün özellikle, psikanalizin bize verdiği deneyimde je’nin işlevi üzerine getirdiği aydınlıklar bakımından. Bu deneyimin, doğrudan Cogito’dan türeyen her türlü felsefeye bizi karşıt konuma yerleştirdiğini söylemek gerekir.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Eviri

Ev Semptomdur

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭

🎵 iç erde 🎵

Kaçıp gittiğini sandığın her yerde, arkanı dönmenle beraber beliren o tanıdık gölge var ya; işte o gölgenin adı ev. Tersinden söyleyelim: Şehir, evin uzatmalı gölgesidir. Bir kere şehrin içine karıştın mı, adımların kendi kendini takip etmeye başlar; sokaklar yeniymiş gibi parlar ama köşe başlarını döndükçe yüzünü aynı bakışın süzdüğünü hissedersin. Bu yüzden bir şarkının dizeleri bu tartışmanın nabzını en iyi orada tutar: “Yeni bir ülke bulamazsın… Bu şehir arkandan gelecektir.” O nakarat kaçışı teşvik etmez; gölgeyi, yani evin tekinsiz çekirdeğini işaret eder. Ev dediğimiz şey, sıcak yuva masalının şeffaf kabuğundan yapılmış bir sığınak değil, çatlağıyla konuşan bir düğümdür; tam da bu nedenle politikadır.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat