Politik eylemin kıstası nedir? Başarıya ulaşmanın kıstas olamayacağı kesindir, başarıyı Merleau-Ponty gibi diyalektik yoldan tanımlasak bile, yani şimdiki korkunç eylemlerimizin gelecekte geriye dönük olarak temize çıkacağını iddia etsek bile (Merleau-Ponty’nin Hümanizm ve Terör‘de sunduğu zekice gerekçeye göre Stalincilik sonunda sahiden özgürlüğe varırsa şimdiki terör geriye dönük olarak meşrulaşacaktı). Bazı soyut-evrensel etik normlara atıfla da politik kıstas tanımlanamaz. Okumaya devam et
Tag Archives: Slavoj Žižek
Şili’de “Haysiyeti Onaylıyorum”: Esas-İmleyen ve hegemonya — Slavoj Žižek
Yeni bir Esas-İmleyenin kendini dayatması kural olarak kavranmaya çalışılan şeyin “doğru adını bulmak” şeklinde tecrübe edilir; fakat bu “bulma” işi üretkendir – yeni bir simgesel alan kurar. Şili’de süren eylemlerin ve Apruebo Dignidad (“Haysiyeti Onaylıyorum”) hareketinin Esas-İmleyeni “haysiyet”tir. Şili istisna değildir: Yoksulluk, açlık, şiddet yaşansa da, ekonomik sömürü yaşansa da, Türkiye’de, Beyaz Rusya’da, Fransa’da parlayan eylemler sık sık haysiyeti gündeme getirmektedir. Okumaya devam et
Şey’in haysiyeti — Slavoj Žižek
Yüceltim bir nesneyi Şey’in haysiyetine yükseltir.
Jacques Lacan, Seminer 7
Şehir Işıkları (Charlie Chaplin, 1931) mutlak kararlaşamazlık anında biter, o anda ötekinin nesnesel yakınlığıyla yüzyüze geliriz ve “O sevgime layık mı?” sorusuna yanıt vermeye mecbur kalırız, veya Lacancı formül ile “Onda kendinden fazla bir şey (küçük a nesnesi, gizli hazine) var mı?”
Okumaya devam etÖzne kişi değildir — Slavoj Žižek
Burada iddiamız özneyi insandan ayıran ayırıyı/çatlağı vurgulamak ve antihüman özneyi öne sürmektir: ‘Boş’ Kartezyen özne ($) gerçel (actual) hayatın doluluğundan yapılmış bir soyutlama değildir, sonradan ‘insani’ dolgu (‘kişi zenginliği’) ile doldurulan ilksel boş biçimdir. Bu ‘boş’ özne bir defonun karşısına konamaz, kendisi bir defodur, ‘insani’ içeriğin hepsini eksilttikten sonra geride kalandır. Okumaya devam et
Bir Çocuk Dövülüyor — Slavoj Žižek
Freud “Bir Çocuk Dövülüyor” yazısında fantazi sahnesinin (“bir çocuk dövülüyor”) nihai formunun daha önce gelen iki evreyi öngerektirdiğini söyler. İlk, “sadistçe” evre “babam çocuğu (ağabeyimi, benim rakip ikizim olan birini) dövüyor”dur: ikincisi bunun “mazoşistçe” tersine çevrilmesidir: “Babam tarafından dövülüyorum”; fantazinin üçüncü ve nihai formu ise, “bir çocuk dövülüyor”un edilgin çatısı içinde özneyi de (kim dövüyor?) nesneyi de (hangi çocuk dövülüyor?) belirsizleştirir, nötrleştirir. Okumaya devam et
‘Kendi içimde yokum’ — Slavoj Žižek
🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️
İd-Makinesi üzerine nihai çeşitleme muhtemelen Andrei Tarkovsky’nin (Stanislaw Lem’in romanına dayanan) Solaris filmidir, orada bu Şey aynı zamanda cinsel ilişkinin çıkmazları ile de ilişkilenir [1]. Solaris, uzay ajansı psikologu Kelvin’in hikayesidir: Yeni keşfedilmiş Solaris gezegeninin üzerinde garip şeylerin yaşandığı yarı terk edilmiş bir uzay gemisine gönderilir; oradaki bilimciler delirmiştir, sanrı görüp intihar etmektedirler. Solaris gezegeni durmadan hareket eden okyanusvari akışkan bir maddeden oluşur, zaman zaman bu madde tanıdık biçimleri taklit eder – karmaşık geometrik yapıların yanısıra devasa çocuk bedenleri veya insanlara ait binalar gibi şekillere bürünür. Gezegenle haberleşme girişimleri tamamen sonuçsuz kalsa da bilimciler Solaris’in zihnimizi okuyan devasa bir beyin olduğu hipotezini ortaya atmışlardır [2].
Okumaya devam etBir Avrupa Manifestosu — Slavoj Žižek
Bazılarımız hâlâ Komünist Manifesto‘nun ünlü girişini hatırlar: “Avrupa’ya bir hayalet dadanmıştır – komünizm hayaleti. Eski Avrupa güçlerinin tamamı bu hayaleti defetmek için kutsal bir ittifak kurmuşlardır: Papa ile Çar, Metternich ile Guizot, Fransız radikalleri ile Alman polis-casusları…” “Avrupa”nın günümüzün kamuoyu algısındaki statüsünü aynı sözlerle niteleyemez miyiz? Dünyaya bir hayalet dadanmıştır – Avrupamerkezcilik hayaleti. Eski Avrupa ile yeni dünya düzeni güçlerinin tamamı bu hayaleti defetmek için kutsal bir ittifak kurmuşlardır: Boris Johnson ile Putin, Salvini ile Orban, göçmenleri savunan ırkçılık karşıtları ile geleneksel Avrupa değerlerinin savunucuları, Latin Amerikalı ilericiler ile Arap muhafazakarlar, Batı Şeria Siyonistleri ile Çinli ‘yurtsever’ Komünistler…”
Özgürlük bilmezliğin öbür yüzüdür — Slavoj Žižek
🎭♟️🕹️ Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️
Hegel’de tekrar tekrar bu motifin çeşitlemelerini buluruz, şu sözündeki gibi: Antik Mısırlıların sırları bizzat Mısırlılar için de birer sırdı. Bu söze göre sırların çözümü derin bir içgörüyü açığa çıkararak değil, sadece gizemin yerini değiştirerek, onu ikileyerek olur. Burada ortaya çıkan hiçbir yeni olumlu içerik yoktur, sadece beni Şey’den ayıran ayırının/çatlağın salt topolojik olarak Şey’in kendisine yerleştirilmesi vardır. Ayırının böylece ikilenmesi, beni Şey’den ayıran ayırının beni ona dahil ettiğinin fark edildiği eşsiz an, benim Mutlak ile temas ettiğim biricik andır. Artık Mutlak Bilme’ye daha kesin bir belirlenim verebiliriz: Mutlak Bilme, bu ikilenmiş bilmezliği temsil eder, bizim bilmezliğimizin aynı zamanda Öteki’nin kendi kalbindeki bilmezlik olduğunu fark ettiğimiz şiddetli burguyu temsil eder.
Okumaya devam etBarışma mevcut Haç’taki Gül’ü tanımaktır — Slavoj Žižek
Hegelci fol barışmayı (false reconciliation) reddetmek yerine, diyalektik barışma mefhumunun kendisi yanılsama sayılarak reddedilmelidir; yani ‘sahi’ (true) barışma talebi terk edilmelidir. Hegel, barışmanın gerçek acı ve çatışkıları ortadan kaldırmadığının pekala farkındaydı – onun Hukuk Felsefesi’nin önsözündeki barışma formülü “mevcut Haç’taki Gül’ü tanımak” gerektiğidir; Marx’ın terimleriyle, barışmada dış gerçeklik bir Fikre uydurmak üzere değiştirilmez, bu Fikrin bu zavallı gerçekliğin kendi içsel “sahihati” (truth, hakikat, sahilik) olduğu tanınır. Marksistlerin “Hegel gerçekliği dönüştürmek yerine sadece onun yeni bir yorumunu sunar” eleştirisi bir anlamda esas meseleyi kaçırır – açık bir kapıyı çalar, çünkü Hegel’e göre yabancılaşmadan barışmaya geçmek için gerçekliğin kendisini değil, onu algılama ve onunla ilişkilenme şeklimizi değiştirmemiz gerekir.
Sahihat nasıl ilerler? Hegel’e göre, kendi (kendimize göre) sahi mefhumumuzu kendi-içinde sahilik ile kıyaslayarak azar azar kendi-içinde sahiliğe yaklaşmayız. Hegel radikal içkinliğin düşünürüdür: Deneyim sürecinde bir mefhumu kendisiyle kıyaslarız, onu kendi gerçellenmesi veya örneklenmesi ile kıyaslarız. Hegel burada radikal anti-Platoncudur: Bir mefhumu kendi örneklerinden ayıran ayırıda/çatlakta, sahilik örneklerin tarafındadır; örnekler bir mefhumun içkin tutarsızlıklarını açığa çıkarır, o yüzden örnekler mefhuma uymadığı zaman o mefhumu dönüştürmemiz gerekir.
Slavoj Žižek, İhtilaflar (Disparities)
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Harfiyet/Hafriyat — Slavoj Žižek
Joyce bağlamında, Lacan onun (psik)analizi reddetmek için çok iyi bir nedeni olduğunu vurgulamıştı (zengin bir Amerikan patron Joyce’a finansal destek için analize girmesini şart koşmuştu); Joyce’un analize ihtiyacı yoktu çünkü o kendi sanatsal pratiğinde zaten analizin son anına tekabül eden öznel konuma ulaşmıştı, kutlanan harfiyet/hafriyat (letter/litter) kelime oyununda bu aşikardı – yani arzu nesnesinin dışkıya dönüşmesine, nesneyle düşlem-sonrası ilişkiye ulaşmıştı (bu formülü Jacques-Alain Miller’a borçluyum). Felsefe alanında Hegelci Mutlak Bilgi –belki de sadece Hegelci Mutlak Bilgi– bu aynı öznel konumu adlandırır, yani düşlemin katedilmesini, nesneyle düşlem-sonrası ilişkiyi, Öteki’ndeki eksikliğin tecrübe edilmesini adlandırır.
Slavoj Žižek 2005 Gerçeği Sorgulamak
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Not: Letter hem harf hem mektup demektir (let: müsaade eden diye de okunabilir). Litter hem çöp hem yavrular demektir. Harfiyet bir şeyi kelimesi kelimesine okumak demektir. Hafriyat bir yerleri kazmak demektir. Çöp esasen ağacından koparılmış dal demektir.































