Gelgelelim burada bizi asıl ilgilendiren Sisifos’tur. Onun tekrar tekrar aşağı yuvarlanan kayayı sürekli tepeye taşıması, Milner’a göre, Zenon’un paradokslarının üçüncüsünün edebi modeli işlevini görmüştür: Verili bir X mesafesini hiçbir zaman kat edemeyiz, çünkü bunu yapmak için önce bu mesafenin yarısını kat etmemiz, onu kat etmek için de çeyreğini kat etmemiz gerekir ve bu sonsuza kadar gider. Bir hedef, bir kere ulaşıldıktan soma, her zaman yeni baştan geri kaçar. Okumaya devam et
Tag Archives: Slavoj Žižek
Uzakın nüveyle yüzleşmenin bedeli öznenin solgusudur — Slavoj Žižek
Lacancı psikanalizin temel önermelerinden biri şöyle der:
Hayali özdeşimlerin ötesinde öznenin oluşunu sarmalayan cümle veya şey öznenin kimliğini tanımlayan simgesel dokunun indirgenemez bir dışarımıdır (simgesel doku onu dışlayarak içerir): Özne için bu uzakın (extimate) nüveyle yüzleşmenin bedeli öznenin geçici solgusudur (aphanisis). Lacan’ın düşlem formülü ($ ◊ a) bunu belirtir: Kendi nüvesini oluşturan bu yabancı beden (inanç, arzu, teklif) karşısında öznenin kendini silmesidir (silimlenme, silinerek imlenme). Okumaya devam et
İlksel Yalan: Proton Pseudos — Slavoj Žižek
Lacan’ın “Tanrı bilinçdışıdır” tezi, tam karşıtı olan Jungcu New Age “Bilinçdışı Tanrıdır” teziyle karıştırılmamalı – aralarındaki fark, özne ve yüklemin Hegelci tersyüzüne dayanan bu fark, yalan-hakikat karşıtlığıyla ilgilidir. Okumaya devam et
Bartleby politikası: Yapmamayı tercih ederim — Slavoj Žižek
Hepimiz genellikle bir evkadını için, etkin bir şekilde kocasına karşı çıkmak yerine, edilgen bir şekilde onu sabote eden evkadını için kullanılan o pop-psikolojik “pasif-agresif, edilgen-saldırgan davranış” fikrini biliyoruz. Bu da bizi başladığımız yere getiriyor: belki de bu edilgen saldırganlık yaklaşımını, saldırgan edilgenliğin, hiçbir şey olmamasını, hiçbir şeyin gerçekten değişmemesini sağlamak için sürekli etkin olduğumuz sosyo-ideolojik yaşama katılımımızın standart “interpasif” [etkileşimli edilgen (veya edilgileşim/IBF)] kipinin tersine, tam bir radikal politik jest olarak öne sürmeliyiz. Bu tür bir kümelenmede, ilk gerçekten eleştirel (“saldırgan,” şiddetli) adım pasifliğe, edilgenliğe çekilmek, katılmayı reddetmektir – Bartleby’ın “Yapmamayı tercih ederim” sözü, bir bakıma, doğru etkinlik için, kümelenmenin koordinatlarını edimsel olarak değiştirecek bir eylem için zemini temizleyen, yer açan o zorunlu ilk adımdır… Okumaya devam et
Eksikliği dolgulayan ek-Bir (le plus-Un) — Slavoj Žižek
Tikel fazlalık, Evrenseli karşıt biçim altında bedenlendirir, onun fazla gelmesinin nedeni tam da Tikelin Evrensel karşısındaki eksikliğini doldurmasıdır. Fazlalık o halde eksikliğin görünüş biçimidir; Bir (Lacancı ek-Bir: le plus-Un) Sıfırın görünüş biçimidir ve imleyenin formülünü tanıtmak ancak bu noktada meşru olur: fazlalık, eksikliği dolduran ek-Bir, özneyi (boşluğu, Sıfırı, yapıdaki boş kümeyi) temsil eden imleyendir… Okumaya devam et
Can: Alıcı — Slavoj Žižek
Eckhart İsa’yı almak isteyen her kişinin “henüz yokmuş gibi” (dünyaya doğmadan önceki gibi) bütün temsillerden arınmış olması gerektiğini yazarken elbette Platon’a atıf yapar, Platon’un canın bedende barınmadan önceki hali mefhumuna atıf yapar; fakat Platon’un aksine Eckhart’ta önvarolan can, duyusal şey imgeleri ona bulaşmadığı zaman ebedi fikirlerle karşılaşmaz; bu can kendini bütün “şeylerden” arındırmıştır, fikirler de buna dahildir (bizzat Tanrının Şey olması fikri de dahildir) – o bir boş levhadır (tabula rasa), boş bir alıcıdır (receptacle). Ancak böylesine saf bir alımlama (receptivity) halinde, kendi başına bir hiç olduğu ölçüde herşey(e yer) olabilecek bu halde, sahiden özgür olurum, ledic, yani bütün imgeler karşısında “bakir” olurum. Eckhart Meryem’in bakireliğini böyle yorumlar: Ancak bir bakire (bütün fani şeylerden arınmış bir can) İsa-Sözü almaya/kavramaya ve sonra onu doğurmaya açık olur. Sonraki bir ayrımı tanıtırsak, Eckhart’a göre özgürlük hem “bir şeyden arınmış” (freedom from) hem de “bir şeye yönelmiş” (freedom for) olmadır: Özgürlük bütün fani imgelerden arınmıştır ve böylece Tanrı’yı kavramaya ve onu doğurmaya yönelmiştir: “… gebe bir kadın gibi hiçlikle büyümüştü. Bu hiçlikte Tanrı doğdu. O hiçliğin meyvesiydi. Tanrı hiçlikte doğdu.”
İsa’nın Canavarlığı’ndan
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Not: “okumlamak” ve “çekemeyen anten taksın” sözlerindeki espriler işte bu alımlama ile ilgilidir.
Düşünümlü Belirlenim — Slavoj Žižek
1) Başkası benim için/yerime bunu yapıyor.
2) Ben kendim başkası aracılığıyla bunu yapıyorum.
1’den 2’ye düşünümlü tersyüz mühimdir: Bu tersyüz öznelliğin asgari koşulunu ifade eder – yani öznelliği oluşturan tutum “Bunu yapan etkin özerk fail benim” değildir, “Başkası benim için bunu yaptığında ben kendim onun aracılığıyla bunu yapmış oluyorum”dur (erkeği aracılığıyla bir şey yapan kadın, vb.). Okumaya devam et
Öz görünüş olan görünüştür — Slavoj Žižek
Hegel’e göre hakikat her zaman ne dediğindedir, “ne demek istediğinde” değildir. Daha Tinin Fenomenolojisi‘nin en başındaki “duyu kesinliği” örneğinde bile söylenenin harfiyeti niyet edilen imletimi devirir (bilinç mutlak anlamda özgül bir burada-ve-şimdi’yi “söylemek ister”; oysa en büyük soyutluğu, rastgele herhangi bir burada-ve-şimdi’yi söylemiş olur). Hegel bilir ki hep ya çok şey söyleriz ya da az şey söyleriz, hep demek istediğimizden başka bir şey deriz. Bu uyumsuzluk diyalektik harekete güç veren enerjidir; her önermeyi deviren bu uyumsuzluktur. Okumaya devam et
Fabrika nedir? — Slavoj Žižek
Sınıf savaşı artık resmen bittiğine göre ve Sovyetler Birliği Halkın sınıfsız ülkesi sayıldığına göre, rejime hâlâ muhalefet edenler (veya öyle olduğu zannedilenler) toplumsal bedeni bölen çatışmayı çıkaran sınıf düşmanları sayılamazdı artık, onlar Halk düşmanlarıydı, insanlıktan dışlanması gereken haşarattı, beş para etmez pisliklerdi. Okumaya devam et
Kadın inandığına inandırır, erkek inandırdığına inanır — Slavoj Žižek
Erkeğin varolması kendi imkansızlığını Kadında dışarması sayesindedir. Sadece kadın yoktur demek yetmez, kadın erkeğin yokluğudur: Kadın maskenin ardındaki boşluktur ($), erkek maskenin ardında pozitif bir Benlik olduğuna inanır; işte bu yüzden Zupančič’in dediği gibi erkek erkek olduğuna inanır, kadın kadın olduğuna inandırır [kadınmış gibi yapar] (Cinsellik Nedir?).
Bu karşıtlık düşünümlü olarak ikilenmelidir: Kadın sadece kadın olduğuna inandırmaz, inandığına da inandırır [iman taklidi], erkek de yalnızca erkek olduğuna inanmaz, inandırdığına da inanır [taklide iman]. Okumaya devam et





























