Ben doğduğumda ana-babam yazar olabileceğimi düşünmüşler. Yahudi olduğumu herkes hemen farketmese iyi olur diye, çağrıldığım ismin yanına iki olağandışı isim daha eklemişler. Onları açıklamak istemiyorum. Kırk yıl önce ana-babalar için ferasetin zor zanaat olduğunu söylemem yetsin. Uzak bir ihtimal saydıkları durum gerçek oldu. Ama onların feleğe karşı aldıkları tedbirleri ilgili zat hükümsüz kılmıştır. İki müstakbel ismi yazılarında halka bildirmek yerine ilgili zat onları kendi içine kilitlemiştir. Nasıl ki eskiden Yahudiler çocuklarına verdikleri saklı isimlere bekçilik ederlerse o da öyle yapmıştır. Bir çocuk reşit olacağı güne kadar kendi saklı ismini bilmezdi. Gerçi tek ömürde birden çok reşitlik olabilir ve saklı isimler değiştirilebilir, yeni bir reşitlikte saklı isim de değişmiş olabilir. Değişti diye can kuvvetlerini barındıran isim olmaktan çıkmaz, o kuvvetleri yetkisiz unsurlardan koruyan bir çağrı olmaktan çıkmaz. Okumaya devam et →
Hülya Espri her birimizde başka türlü tezahür eder. Kimimiz bilgece konuşur, kimimiz bilgiyle konuşur, aynı Espri’nin tezahürleridir hep bunlar. Kiminin esprisi de iman gücüdür veya hastalara deva olmaktır ya da harikalar yaratma gücüdür. Kimimiz kahin olmuş, kimimiz Tanrı’nın esprisini anlar olmuş. Kimimiz türlü türlü diller konuşur olmuş, kimimiz de o dilleri yorumlar olmuş. İşte her birimize dağılmış Hülyalı Espritüel ihsanlardır bunlar.
(1 Korintliler 12:7-11)
Kılavuzunuz sevgi olsun. Hülyalı Espritüel ihsanlara sahip çıkın, özellikle de kahinleşme ihsanına. Kimsenin bilmediği dillerde konuşursanız Tanrı’dan başka kimse derdinizi anlayamaz. Esprisi anlaşılmayan gizemlerden bahsetmiş olursunuz. Oysa kahinleşseniz anlaşılacaksınız, bir işe yarayacak. Cesaret verecek, hayrınız dokunacak. Okumaya devam et →
Mecdelli Meryem ‘kript’in kapısında dikilmiş ağlıyordu. Gözünü silerken eğilince içeride iki melek gördü [dekriptözler]. Beyaza bürünmüşlerdi, İsa’nın bedeni yerine o-ikisi vardı. Biri başında, öbürü ayağında [başlık/header + yük/payload = internet paketi].
Melekler sordu:
— Meryem niçin inilersin?
Meryem yanıtladı:
— Beyimin bedenini götürdüler! [dekript edildi] Bilmem ki nereye koydular onu! [ama okuyamadım, bir dolap döndü, onun için inilerim] Okumaya devam et →
Pentikost günü gelip çattığında İsa’nın bütün müritleri aynı yerde toplanmıştı. Birdenbire gök gürledi ve uğultulu fırtına buluştukları evin etrafını sarıp içini doldurdu. Sonra her yöne uzanan ateşli diller gördüler ve her birine bir dil gelip yerleşti. Hülya Espri herkese hakim oldu ve her birini farklı bir dilde konuşturdu… Yoel’e şunları söyletti:
İsa müritlerine konuştu:
— Sıkmayın canınızı. Tanrı’ya inanın, bana da inanın. Pir evinde odalar çoktur, olmasa söylemem mi? Gidip orada her birinize yer ayıracağım. Sonra da geri dönüp aldıracağım sizi oraya. O zaman birlikte olacağız. İzlediğim yolu biliyorsunuz.
Tomas sordu:
— Ama hocam senin izlediğin yolu biz ne bilelim, nereye gittiğinden dahi bihaberken? Okumaya devam et →
‘Burcu vaaz iyi!’ tarihsel rollerin en devrimcisini oynadı.
‘Burcu vaaz iyi!’ hakim olduğu her yerde feodal, ataerkil, köylücü ilişkileri bitirdi. Her adamı ‘ağbilerine’ bağlayan türlü türlü feodal bağı kopardı ve adamlar arasında dümdüz çıkarcılık [nötr-dam, “parayı göreceğiz”] haricinde hiçbir network/ağlaşma mecrası bırakmadı [nötr-ağlaşma, sanal ağalaşma]…
Katı olan herşey yüceltiliyor, ne kadar hülya varsa bayağılaşıyor, böylece adam sonunda kendine geliyor ve sağkalım şartlarının ve adamlararası ilişkilerin aslını astarını algılıyor…
‘Burcu vaaz iyi!’nin feodalizmi yerle bir etmesini sağlayan silahlar artık bizzat ‘Burcu vaaz iyi!’nin kendisine yönelmiştir.
Ama ‘Burcu vaaz iyi!’ kendi sonunu hazırlayan silahları oluşturmanın yanısıra o silahları kuşanacak adamları da tarih sahnesine çağırdı – çağdaş işçi sınıfını, ‘Pir ol yeter!’leri…
‘Burcu vaaz iyi!’ (güncel sermaye) ne oranda geliştiyse ‘Pir ol yeter ya!’ (çağdaş işçi sınıfı) da o oranda gelişti: İş bulabildiği sürece [yettiğince] sağkalan her emekçi ancak emeği sermayeyi beslerse [pir sayılırsa] iş bulabilir.
‘Burcu vay!’lara kendini parça parça satmaya mecbur kalan ‘Pir ol yeter!’böylece mallaştı, artık o da diğer mallar gibi rekabetçi piyasanın gelgitlerine tabidir.
Komünist Parti Manifestosu’ndan uyarlayan: Işık Barış Fidaner