Category Archives: Çeviri

Sebep-olan-hakikat: Büyü, Din, Bilim, Psikanaliz — Jacques Lacan

Bilime yakından bakılırsa belleksiz olduğu görülür. Kurulduğu anda onu dünyaya getiren dolambaçlı patikayı unutuverir; başka bir deyişle, psikanalizin ciddiyetle işlettiği bir hakikat boyutunu unutuverir…

Bilim ve hakikat konusunu açmaktaki amacım siz analistlere şu soruyu sormaktır: Yaptığınız bu iş sizce nevrotik ızdırabı sebep-olan-hakikate bağlıyor mu bağlamıyor mu?..

Doğada harekete geçirilecek şeyler imleyenler şeklinde görünür: yıldırım ve yağmur, göktaşları ve mucizeler.

Büyüde sebep-olan-hakikat etkili sebep kılığındadır.

Büyüsel bilgi bilim öznesi nezdinde perdelenmiş kalmanın yanısıra bizzat gizler de kendini [occult] hem geleneksel işleyişinde hem de fiiliyatta bunu yapar. Bu kendini gizleyiş büyünün koşullarından biridir… Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri

Doğa Ruhun süregiden varoluşunun ilanihaye dışarılmasından ibarettir — G. W. F. Hegel

Kendini bilen Ruh, kendi negatifini de bilir, kendi sınırını da bilir.

Kendi sınırını bilmek, kendini nasıl feda edeceğini bilmektir.

Bu feda, Ruhun Ruhlaşma sürecinin serbest rastlantısal hadiseler şeklinde sergilendiği dışarımdır.

Ruh, dışarılan Zamanda kendi saf Benliğini, dışarılan Uzayda kendi Oluşunu sezer.

Ruhun böylece bitişivermesi, Doğa, onun canlı ansız Oluverişidir.

Doğa, dışarılan Ruh, varoluşu itibariyle Ruhun süregiden varoluşunun ilanihaye dışarılmasından ibarettir, Özneyi ait olduğu yere geri döndüren hareketten ibarettir.

(Ruhun Fenomenolojisi: 807)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

(İngilizcesi)

f̶o̶r̶e̶s̶i̶g̶h̶t̶ → fore-scythe

f̶u̶t̶u̶r̶e̶ → suture

co̶n̶s̶t̶r̶u̶c̶t̶ → con-struck

reap

Bu malumat beni çarptı: Dr Forsyth, Herr von Vorsicht, Feraset Efendi (Sigmund Freud, Maria Pierri)

5 Yorum

Filed under Çeviri

Düşünümün kendini itmesi onun kendine gelişidir — G. W. F. Hegel

Öz kendine denkliğini aştıkça kendine denk olur.

Öz kendini varsayar, bu varsayımı aştıkça kendisi olur; özün aştığı varsayım, özün o varsayımı aştığıdır.

Yani düşünüm berisinde ansız bir şey bulur, onun ötesine geçer ve ondan geri dönüş olur.

Ama düşünüm her ne bulduysa, geri dönüşünde onu olsa olsa varsaymıştır.

Her ne bulunduysa ancak geride bırakılarak çıkagelir; onun ansızlığı aşılmış ansızlıktır.

Aşılmış ansızlık da özün (basit ve özdeş oluşun) kendine geri dönüşüdür, kendine gelişidir.

İşte bu kendine gelme, kendini aşmadır, kendini iterek varsayım yapan düşünümdür; düşünümün kendini itmesi onun kendine gelişidir.

(Mantık Bilimi: 842)

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

ansız: Unmittelbar, immediate

1 Yorum

Filed under Çeviri

Perde namevcudiyetin putudur — Jacques Lacan

Analize göre fetiş bir simgedir. Şimdiden herhangi bir nevrotik simge ile aynı zemine konmuş gibidir.

Konumuz nevroz olmayıp sapkınlık olduğunda bu fark o kadar belirgin değildir. Hastalıkları klinik benzerliklere göre sınıflandırmak tabi ki değersiz değildir ama analiz bu farkı teyit edecekse yapılara çok daha yakından bakmalıdır. Nitekim birçok yazar bu farkı tanımlarken tereddüt eder ve fetişizmi ancak sapkınlık ile nevrozun sınırhattına (borderline) yerleştirebilir, tam da temel düşlemin simgesel karakteri nedeniyle.

Okumaya devam et →

13 Yorum

Filed under Çeviri

Diyalektik Gelişim Öğretisi — V. I. Lenin

Çağımızda gelişim fikri, yani evrim, toplumsal bilincin neredeyse tamamına sirayet etmiştir, gerçi Hegelci felsefe yoluyla değil, daha başka yollarla. Oysa Marx ve Engels’in Hegelci felsefe temelinde formülleştirdiği diyalektik gelişim öğretisi, halen makbul olan evrim fikrinden çok daha kapsamlıdır ve içerik bakımından çok daha zengindir. Okumaya devam et →

1 Yorum

Filed under Çeviri

Tilkinin Bilinçdışı Diyalektiği — Leon Troçki

Duyduğuma göre Darwin hakkındaki yorumuma karşılık Shachtman benim “bilinçdışı diyalektikçi” olduğumu söylemiş. Bu muğlak iltifat hiç de asılsız değil. Herkes az çok diyalektikçidir, çoğu zaman da bilinçdışı diyalektikçidir.

Her evkadını bilir ki belli miktarda tuz çorbaya tat katar ama fazlası onu içilmez hale getirir. Demek ki okuma yazması olmayan köylü kadın pişirdiği çorbada niceliğin niteliğe dönüşümü kanununu rehber alan bir Hegelcidir. Günlük hayattan buna sayısız örnek verilebilir. Hayvanlar bile pratik sonuçlar çıkarırken Aristocu tasımlar kullanmakla yetinmeyip Hegelci diyalektiğe de başvururlar. Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Perdeci Astaroloji: Apollodorus, Zeuxis ve Parrhasius — Yaşlı Plinius

Gerçekçiliği dışavurarak hakkını verdiği ressam fırçasını meşhur eden ilk sanatçı Apollodorus idi.

Lakin 95’inci Olimpiyatın dördüncü yılında Apollodorus’un açtığı sanat kapılarından geçen kişi Heraklealı Zeuxis olmuştu. Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri

Perdecilik aptalların metafiziğidir, Olguların perdelenen keyfiyeti onların olmayışından ibarettir (occultism, qualitas occulta) — Theodor Adorno

Perdecilik (occult) aptalların metafiziğidir. Müneccimlerin toplumda yetkili kişiler olmamaları asla tesadüf değildir, açığa vurdukları şeylerin kuşku götüren hava cıva olmasının asla tesadüf olmaması gibi. Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri

Astaroloji: Marksist müneccim değildir — Sushital Ray Chowdhury

Bu vaziyet ve mevzubahis çelişkilerin aslı astarı anlaşıldığı takdirde bütün bu çelişkilerin ister istemez giderek keskinleşerek mutlaka karşı konulmaz bir toplumsal kalkışma çıkaracağını görmek pek zor olmasa gerek. Bunun nesnel şartları gelişmektedir. Aslolan budur. “Devrimci sel kesinlikle kabaracak” fikrini izah etmek üzere Mao Zedong’un sözünü anımsayalım:

Marksist müneccim değildir; gidişatın getirdiği değişimlerin ancak genel yönünü gösterebilir; sadece o kadar, fazlası değil. Hangi gün ve saatte olacağını mekanik olarak öngöremez ve asla bu işe kalkışmamalıdır.

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Şofar: Erbaba’nın katlini müteakip Kanun koyan kurucu jest — Slavoj Žižek

sofar

Theodor Reik 1920’lerde yazdığı klasik makalesinde bitimsizce pes tonlarda acı acı uğuldayan ‘şofar’a dikkat çekmişti. Şofar, koç boynuzundan yapılan nefesli bir çalgıdır, Yom Kipur tefekkür gününün akşam ritüelinde kullanılır. Reik şofar sesini kadim Erbaba’nın katli sorunsalına bağlar (Totem ve Tabu‘da anlatılan Urvater): Tumturaklı kurşuni gürüldemesiyle ürküttüğü dinleyicilerde tekinsiz bir acı-zevk karışımı uyandıran şofar, Reik’ın yorumuna göre, Erbaba’nın can-tözünden kalan son izdir; inleyen-ölen-aciz-aşağılanmış babanın bitmek bilmez feryadıdır. Yani şofar ‘önbastırma’ izidir, simgeler gelmeden öldürülen keyfiyet tözünün sesli bir anıtıdır adeta: Şofar sesinde ölme feryadı yankılanan baba ‘iğdişsiz’ Keyfi-Babadır (Erbaba). Reik şofara benzeyen bir başka ilkel çalgıyı da delil gösterir: Böğürboğa (bullroarer) arenada katledilen boğanın böğürtüsünü taklit eden bir çalgıdır: Her boğa güreşinde Erbaba’nın katli bir kez daha sahnelenir. Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Çeviri