Günümüzde üretim süreci Marx’ın öngörmediği ikili bir biçime bürünmüştür:
1) “Özgürlük alemi” [keyfiyet] “bilişsel iş” alanıdır.
2) “Gerekler alemi” [lüzum] maddi üretim alanıdır. Okumaya devam et
Tag Archives: Ekhona
Bilişsel İşçi ve Terhane İşçisi: İki Yakayı Bir Araya Getiren Sermaye — Slavoj Žižek
Ben bir çıra mıyım? Baba baksana yanıyorum! — Sigmund Freud, Slavoj Žižek
Bir baba günler ve geceler boyu hasta oğluna refakat etmiş. Çocuk öldükten sonra uzanmak için yan odaya geçmiş ama kapıyı açık bırakmış ki yattığı yerden oğlunun öbür odada yatan ölü bedenini ve etrafında yanan uzun mumları görebilsin. Nöbet tutmasını rica ettiği yaşlı bir adam ölü bedenin yanına oturup dualar mırıldanıyormuş. Babanın birkaç saat uyuduktan sonra gördüğü rüyada oğlu yatağının yanına gelmiş, onu kolundan tutmuş ve sitemle fısıldamış: “Baba baksana yanıyorum!” Uyandığında öbür odada bir şeylerin parladığını fark etmiş, hemen gidip bakmış ve yaşlı adamın uykuya daldığını ve yanan mumlardan birinin düşmesiyle örtülerle birlikte sevgili oğlunun ölü bedenindeki kollardan birinin alev aldığını görmüş.
(Sigmund Freud, Düşlerin Yorumu) Okumaya devam et
Kek adam kek sever — Slavoj Žižek
Wagner’in modernliğe karşı aldığı tavır tamamen olumsuz değildir, daha muğlaktır: Hem meyvelerinden istifade etmek hem de bozunduran, yozlaştıran, çürüten etkilerinden kaçınmak ister.
Wagner özetle şöyle der: Hem kekim dursun hem karnım doysun. Okumaya devam et
Erbaba’nın Afrasının Nagehan Sıvanışı — Robert Bocock
Freud önce insan psikolojinin en eski biçiminin grup psikolojisi olduğunu söyler; ama sonra önder, şef veya babanın bireysel psikolojisini de bu en eski biçimlere ekler. Burada “en eski” olmayı “mantıksal öncelik”le karıştırmaya meyillidir. Freud’un modelinde eşitlikçi grup, erkeklerin kardeşliği, ancak hakim şef veya babayla (yani önder bireyle) ilişkilerindeki ortaklık yoluyla kendini denk ve birleşik hissedebilir. Ne grup bireyden ne de birey gruptan “daha eski”dir, çünkü bu ikisi grup ve önder arasındaki toplumsal ilişki yoluyla kavranırlar. Okumaya devam et
Er eren er: Erbaba — Jacques Lacan
Freud’un bütün kadınların keyfini süren Erbaba’dan söz etmesi mantıksızdır/saçmantıklıdır zira herkes bilir ki bir adam tek bir kadına bile zar zor yetebilir ve yetebildiğinde dahi öyle fazla havaya girmemelidir. (s. 100)
“Ölmüş olduğumu bilmeyen bir şey var.”
Ölmüşüm, orası kesin, ölmeye yazgılıyım – ama bunu bilmeyen şey adına ben de bunu bilmek istemiyorum.
Böylece “herkes”i mantığın merkezine koymamız mümkün olur: Herkes ölümlüdür. Okumaya devam et
Ödip efsanesi ve Erbaba efsanesi — Slavoj Žižek
Ödip efsanesi ve Erbaba efsanesi (Totem ve Tabu: Urvater) genelde aynı efsanenin iki versiyonu gibi düşünülür, adeta Ödip efsanesi öznenin ontogenezini (bireyoluş) ifade eden temeldir, Erbaba efsanesi de o temelin filogenez (soyoluş) olarak tarih öncesi geçmişe yansıtılması gibidir.
Ama yakından bakılırsa iki efsane arasında derin bir asimetri hatta terslik olduğu görülür. Okumaya devam et
Eryazgı (predestination) — Slavoj Žižek
🌀🎭💢 Raumdeutung 🌀🎭💢
Birinci ölüm: Biyolojinin gerektirdiği ölüm.
İkinci ölüm: Öznenin huzur içinde ölmesi (yası tutulması), hesaplarının görülmesi, hatırasına dadanan simgesel borçların kapatılması.
İkinci ölüm mefhumuyla Wagner’in şu iddiasını yerli yerine oturtabiliriz: Kendi çöküşüne gönüllü olan Wotan trajedinin doruğuna varmıştır:
İnsanlık tarihinden öğrenmemiz gereken sadece budur: Kaçınılmaz olana gönüllü olmak ve bizzat onu yerine getirmek.
“Ey Yoldaşlar! İki gün sonra Marx retrodan çıkınca Kışlık Sarayı basıyoruz!”
Wagner’in bu isabetli formülü harfiyen okunmalıdır, getirdiği saçmantıkla (paradoks) birlikte: Eğer bir şey kendi içinde kaçınılmazsa, ona fiilen gönüllü olmamız ve onu gerçekleştirmeye çalışmamız neden gereksin ki?
Okumaya devam etBen bir kek miyim? Keksen çık karşıma! — Slavoj Žižek
Asıl özgürlük güvenli bir mesafeden şunu veya bunu tercih etme özgürlüğü değildir, çilekli keki ya da çikolatalı keki seçme özgürlüğü değildir; asıl özgürlük mecburiyetle örtüşür, sahiden özgürce bir seçimde insan kendi varoluşunu ortaya koymuştur – bir şeyi seçip yapıyorsa “başka türlü yapamadığı” içindir. Ülkenizi yabancılar işgal etmişken bir direniş önderi sizi işgalcilere karşı savaşmaya çağırıyorsa, “Hadi şimdi özgürce seç bakalım” demeyecektir, “Haysiyetini korumanın bundan başka hiçbir yolu olmadığını görmüyor musun?” diyecektir. Okumaya devam et
Eşik Başı: Geçemezsin! Nayır, nolamaz! — Michael F. Haspil
— Ölüm Köprüsü’nden kim geçecekse ilkin benim üç soruma yanıt vermeli. Bilahare öte yanı görmeli.
(Köprü bekçisi, Monty Python ve Kutsal Kase)— Geçenden otuz akçe, geçmeyenden döverek kırk akçe!
(Deli Dumrul)— Biz burda eşek başı mıyız?
— Yok ağbi hiç olur mu estağfurullah, Eşik Başısınız, saygılar.
Kahraman maceranın eşiğine geldiğinde öyle elini kolunu sallaya sallaya geçemez. İzin almalıdır, geçiş hakkı kazanmalıdır. O bunu yapabilsin diye (ve layık olmayan kişiler yoldan geri çevrilsin diye) Eşik Başı diye biri vardır (threshold guardian / gatekeeper). Stiks nehrinin kayıkçısı Kharon ve Hades’in muhafızı Kerberos klasik Eşik Başı örnekleridir. Kahraman macerada ilerleyecekse bunları bir şekilde aşmalıdır. Eşik Başı kimi zaman barizdir, bir eşiğin başında duran birisidir (kulağa basit gelse de). Bunun iyi bir örneği Monty Python ve Kutsal Kase‘deki köprü bekçisidir, kahramanlar köprüden geçiş izni (cevaz) almak için üç soruya yanıt vermelidir. Bir diğer Eşik Başı örneği Prenses Gelin filminde (ve kitabında) Prenses Düğünçiçeği’ne ulaşabilmek için Wesley’nin (Siyahlı Adam olarak) aşması gereken üç rakiptir. Okumaya devam et
































