Erkek-kadın ilişkileri gibi hassas bir konuda mecburi yanlış anlamanın direşkenliğini meşrulaştıran ve gerekçelendiren herşeyi sayıp dökmek olsa olsa beni dinleyen her kişinin kendi şahsi zorluklarını bastırmasını sağlayan indirgeyici bir etki yapabilir; bu etki, bu yanlış anlamanın kesinlikle yapısal olduğunu anlatma amacımın çok uzağına düşer. Gerçi beni nasıl duyacağını bilenler için, yanlış anlamadan söz etmek, mecburi başarısızlıktan söz etmenin asla eşdeğeri değildir. Gerçek her halükarda ima edildiği takdirde, tam da yanlış anlamanın yollarıyla en etkili keyfiyete ulaşılmaması için hiçbir neden göremiyorum. Okumaya devam et
Tag Archives: Jacques Lacan
Bilinçdışı arzunun yok edilemez direşkenliği — Jacques Lacan
Aslında sadece simgesel zincirin lüzumlarına dayanan (ve tanımsızca askıda kalan) korunum örnekleri, yani yukarıda verdiğim gibi örnekler, bilinçdışı arzunun yok edilemez direşkenliğinin nerede konumlandığını kavramlaştırmamıza müsaade eder; kulağa ne kadar paradoksal gelirse gelsin, bu direşkenlik Freud’un kendi öğretisinde en büyük ısrarla öne sürdüğü özelliklerden birisidir.
Jacques Lacan, “Çalınmış Mektup” üzerine seminerden (1955)
Türkçesi: Işık Barış Fidaner Okumaya devam et
Ötekinin Ötekisi yoktur — Jacques Lacan
$, özne bu düzeyde askıya alınmıştır, sonraki aşamada kendini sözün ötesinde ve sözün öznesi olarak onu kendinde kökten bölen bir şeyle işaretlenmiş olarak kavrama isteğiyle adım atacaktır; bu üstü çizili özne düzeyinde o yanıtı bulabilir, bulmalıdır, bulmaya niyetlidir, ama ötekinde karşılaşacağı “Ötekinin Ötekisi yoktur” sözüyle belirttiğim oyukta, boşlukta yanıt bulunmaz; imleyenler dizisinin sahiciliğini garantileyebilecek hiçbir imleyen yoktur, bu konuda özne sonuçta ötekinin iyi niyetine bağlı kalır, imleyenler düzeyinde imletici zinciri ve sözü garantileyen ve tasdikleyen hiçbir şey yoktur.
Jacques Lacan, Seminer 6
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Bkz “Garantiye Sınıfı ve İlgilenenler Sınıfı: Faiz, Yatırıma Yatırım, Onaya Onay Beklentisi”, “Dinler ve Ötekinin Ötekisi”
Nesneler — Jacques Lacan
Lacan’a göre küçük a nesneleri ve fallusun ilişkilendiği öğeler şunlardır (S13):

For Lacan, objets petit a and phallus relate to these elements (S13):

Psikanaliz yolundan şaşan şeylerle ilgilenir — Jacques Lacan
Farkında mısınız bilmiyorum ama psikanaliz özellikle yolundan şaşan şeylerle ilgilenir. Bu yüzden onun konusunu adıyla anmamız gerekir (hâlâ onu bu adla anan tek kişi olduğumu belirtmeliyim): Gerçek.
Gerçek yolunda giden ile yolundan şaşan arasındaki farktır. Yolunda giden şey dünyadır. Gerçek yolundan şaşan şeydir. Dünya dönmeye devam eder, dünya olarak onun işlevi budur. Dünya diye bir şey olmadığını (yani dünyada olduklarına sadece embesillerin inandıkları şeyler olduğunu) algılamak için dünyayı (monde) tiksindiren (immonde) şeylerin varlığını fark etmek yeterlidir. Analistler bunlarla uğraşır, aksi düşünülse bile aslında analistler gerçekle bilimcilerden daha fazla yüzleşirler. Analistler yalnızca onunla uğraşırlar. Ona maruz kalmaya mecburdurlar, her an hazırlıklı olmaları gerekir. Bunun için kendilerini kaygıdan koruyacak çok iyi bir zırhları olmalıdır. Kaygıdan sadece söz edebilmeleri bile büyük bir şeydir.
Jacques Lacan, Dinin Galibiyeti’nden
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Ayrıca bkz “Rast Şaşar Şaşa Rastlar”
Hayali baba üzerine — Jacques Lacan
Hayali babayla sürekli uğraşırız. Hayali baba, saldırganlık diyalektiğinin hepsinin, özdeşim diyalektiğinin hepsinin ve öznenin “babayla özdeşleşme” denen şeye erişmesine yol açan idealleştirme diyalektiğinin hepsinin ortak atıf noktasıdır. Bütün bunlar hayali baba seviyesinde gerçekleşir. Bu baba hayalidir deriz çünkü o “benim gibi”lerle (semblable) olan münasebetlere psikolojik destek sağlayan hayali ilişkiye entegredir; bunlar tam olarak türe dayalı münasebetlerdir, her libidinal fitnenin [1] ve her saldırgan açmazın kökeninde yatan münasebetler bunlardır. Hayali baba tipik karakter özellikleri ile ister istemez bunlara katılır. Bu hayali baba tanışık olduğumuz korkunç ve ürkünç babadır, birçok nevrotik deneyimin arkasında onu buluruz ve o çocuğun gerçek babasıyla ilişkili olmayabilir. Çocuğun düşlemlerinde bir baba figürünün filizlenmesine sıkça rastlarız – bu figür bir yüz gibi buruşur, çocuğun o anki gerçek babasından çok ayrı bir yerdedir. (…) Hayali babanın tümgüçlü baba olduğunu fark etmek kolaydır. Tanrı’nın evrensel düzenin güvencesi olduğuna dair bilindik kavrayışla dünyanın temellendirilmesidir bu. Gerçek ve fiziki olan bütün herşeyi Tanrı Ağa yaratmıştır.
[1] ç.n. “Fitne” insanı “meftun” eden herhangi bir şeydir. İngilizce karşılığı “captivation”.
Jacques Lacan’ın dördüncü seminerinden
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Bitmiştir — Jacques Lacan
Özne analize başladığında ya size hitap etmeden kendinden bahseder ya da kendinden bahsetmeden size hitap eder.
Size hitaben kendinden bahsedebildiği zaman analiz bitmiştir.
Écrits, s. 317
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Gerçek her zaman yerindedir — Jacques Lacan
Bir şey nasıl yerinde olmaz, olmadığı bir yer nasıl onun yeri olur? Gerçeğin bakış açısına göre bu kesinlikle anlamsızdır. Gerçek olan her şey her zaman ve ister istemez yerindedir, ona müdahale edildiğinde dahi. Gerçeğin en başat özelliği kendi yerini ayakkabısının topuğunda taşımasıdır. Gerçeği istediğiniz kadar bozun, bedenlerimiz paramparça olsa bile, o parçalar yerlerinde olmayı sürdüreceklerdir, her parça kendi yerinde olacaktır.
Nazar — Jacques Lacan
Nazar sadece garip bir olumsallık biçiminde sunulur bize, ufukta bulduklarımızın simgesidir, tecrübemizin itkisidir, yani iğdiş kaygısını teşkil eden eksikliktir.
Göz ve nazar – bizim için dürtünün görsel alan düzeyinde tezahür ettiği bölünme budur.
Şeylerle ilişkimiz içinde, bu ilişki görme yoluyla teşkil edildiği ve temsil figürleri ile düzenlendiği ölçüde, bir şey sahneden sahneye kayar, geçer, iletilir ve her zaman oradan bir miktar sıyrılır – ona nazar adını veririz.
Jacques Lacan’ın 11’inci seminerinden küçük bir alıntı
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Miselyum — Jacques Lacan
Rüya Freud’da doğanın rüyası değildir, çarpıcı bir arketip değildir, dünyanın rahmi, ilahi rüya veya canevi değildir. Freud’un söz ettiği rüya belli bir düğümdür, analiz edilen sözel biçimlerden oluşan bir çağrışımlar ağıdır, oradaki örtüşmeler imletilen şeylerden değil sesteşliklerden gelir. Öznenin aklına gelen üç tane fikrin kesişiminde tek bir kelime bulduğunuzda önemli olan tek şeyin o kelime olduğunu fark edersiniz. Miselyum ipliklerini kendi etrafında en çok yoğuşturan kelimeyi bulduğunuzda mevzubahis arzunun gizli yerçekimi merkezine vardığınızı anlarsınız. Kısacası bu kelime demin bahsettiğim şeydir, söylemin bir delik oluşturduğu düğüm noktasıdır.
Jacques Lacan 2008 Benim Öğretim
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Ayrıca bkz.
Miselyum, Sigmund Freud





























