AMS’nin (Amerikan Matematik Topluluğu) NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) ile bütün bağlarını koparması için bu Mektubu Editör’e yazmaktayım:
Edward Snowden’in kamuoyuna sağladığı ve halen sağlamakta olduğu açıklamalar, NSA’in muazzam gizli casusluk programları hakkında belirgin ve güvenilir bilgiler, komplo teorisi kuranların hayal edebileceği bütün çılgınlıkların ötesindedir.
Birkaç hafta önce ProPublica‘dan muhabir beni aradı ve şifreleme [encryption] (1) hakkında genel sorular sordu. Bunun tuhaf bir görüşme olacağını hemen anladım, çünkü bu bey NSA’in şifrelemeyi [encryption] yenebilecek muazzam yetenekleri olduğuna ikna olmuşa benziyordu. Ve ‘hey ahbap ne dersin NSA’in şifrelemeyi [encryption] yenebilecek muazzam yetenekleri var mı ha?’ tarzında değildi bu. Hayır, yenilgiyi çoktan kabullenmişti. Sadece detayların pazarlığını yapıyorduk.
Çoğu kişi Von Neumann* binasının tarihini bilmez. Princeton’daki mühendislik avlusunun arkasına saklanmış bu bina neredeyse penceresizdir. Gözleri parlayan genç bir matematik öğrencisi olarak lisansa başladığım yıl Ulusal Güvenlik Ajansı‘nda (National Security Agency – NSA) çalışmak üzere işe alınmıştım.
ÖZET Sohn-Rethel’in Marks’ı yorumlayarak işaret ettiği “gerçek soyutlama” kavramı, kapitalizmin anlaşılabilmesi için önemli bir çıkış noktası sunmaktadır. Bu çalışmada, kapitalizmin işlerliğini sağlayan “gerçek soyutlama”nın şemasını çıkarmayı deniyoruz. Şemanın kavramsal bağlamını oluştururken bilimsel söyleme dayanan Sohn-Rethel’in aksine, kapitalizmin gündelik kavrayışını temel alıyoruz. ‘Postmodern yabancılaşma modeli’ olarak adlandırdığımız şema, dört öznel tavır (tüketici, kullanıcı, oyuncu, geliştirici), üç mesele (bağımlılık, istismar, bencillik), iki odaklanma noktası (komplocu, kader), ölçülebilir nesnelliği oluşturan iki yan (yetki, beden) ve bu iki yanlı nesnelliğe hem dayanak hem kaynak olan iki zeminden (irade, sistem) oluşuyor. Şemanın tamamı, ‘lüzum’ ve ‘keyfiyet’ olarak adlandırdığımız iki boyutun karşılıklı dolayımlanışları olarak biçimlenmektedir.
İşaret edilmekten kaygı duyarız. Ama bizi esas kaygılandıran, muhatap alınmadan işaret edilmektir. Yani yanıt veremediğimiz cümlelerin içinde geçmektir. Bizden bahseden bu kaygılandırıcı cümle, resmi bir açıklamada, gizli bir raporda, komşular arasındaki bir muhabbette veya sevdiğimiz bir insanın aklından geçiyor olabilir. Yasal süreçler, veya mesela bankaların veritabanlarında işleyen otomatik süreçler de böyle kaygı verici cümleler kurabilir. Reddedilmek, hep böyle bir cümleyi düşündürür: “X güvenilir birine benzemiyor”
Burada okuduklarını garip, anormal, sağlıksız bulan, bu durumdan rahatsızlık duyan arkadaş.. “Normal” olmak gibi bir kaygım yok. Yine de sana birkaç şey söylemek isterim.
Biz İnternet kullanıcılarına BTK’nın filtre kararı o kadar yanlış ve saçma geliyor ki, bunu durdurmak için niye böyle uzun uzadıya uğraştığımızı bile anlayamıyoruz. “İnternetime dokunma” eyleminin bu kadar çabuk yayılması ve 15 Mayıs’ta onbinlerce kişiyle onlarca ilde dünyanın en büyük sansür karşıtı yürüyüşünün gerçekleştirilmesi bu sayede mümkün oldu. Bu algımızı güçlendiren birçok sebep sayabiliriz.
Bilgi güçtür. Fakat her zaman olduğu gibi bu gücü kendine saklamak isteyenler var. Yüzyıllarca dünyanın her yanında, kitaplar ve dergilerde yayınlanmış bütün bilimsel ve kültürel mirasın giderek daha fazlası sayısallaştırılıyor ve bir avuç özel şirket tarafından kilit altına alınıyor. En ünlü bilimsel sonuçların yayınlandığı makaleleri mi okumak istiyorsunuz? Reed Elsevier gibi yayıncılara muazzam meblağlar göndermeniz gerekecek.
Bu durumu değiştirmek için mücadele edenler de var. Bilim insanları telif haklarını devretmesin, çalışmaların İnternet üzerinde herkesin erişimine açık olarak yayınlansın diye yiğitçe savaştı. Fakat bu çalışmalar en iyi ihtimalle gelecekte yayınlanacak şeyleri etkileyebilecek. Şimdiye kadarki her şey kaybedilmiş olacak.
Biz Atina’da Sintagma Meydanı’nda bir ay boyunca savaşanlarız. Siyasi partileri dışarıda bırakarak, doğrudan demokrasi ile örgütleniyoruz. Sesimiz her gün yapılan halk kurulunun sesidir.
Öfkeliyiz, çünkü başkaları bizim yerimize karar veriyor ve geleceğimizi ipotek altına alıyor; dayattıkları borçlarla halkın değil bankaların ve hükümetin menfaatlerini gözetiyorlar. Öfkeliyiz, çünkü bizi iflasla yıldırarak korkutmaya çalışıyorlar. Sadece korkutmaya değil insanları birbirine düşman etmeye de çalışıyorlar.