Tag Archives: Perde

Sebep-olan-hakikat: Büyü, Din, Bilim, Psikanaliz — Jacques Lacan

Bilime yakından bakılırsa belleksiz olduğu görülür. Kurulduğu anda onu dünyaya getiren dolambaçlı patikayı unutuverir; başka bir deyişle, psikanalizin ciddiyetle işlettiği bir hakikat boyutunu unutuverir…

Bilim ve hakikat konusunu açmaktaki amacım siz analistlere şu soruyu sormaktır: Yaptığınız bu iş sizce nevrotik ızdırabı sebep-olan-hakikate bağlıyor mu bağlamıyor mu?..

Doğada harekete geçirilecek şeyler imleyenler şeklinde görünür: yıldırım ve yağmur, göktaşları ve mucizeler.

Büyüde sebep-olan-hakikat etkili sebep kılığındadır.

Büyüsel bilgi bilim öznesi nezdinde perdelenmiş kalmanın yanısıra bizzat gizler de kendini [occult] hem geleneksel işleyişinde hem de fiiliyatta bunu yapar. Bu kendini gizleyiş büyünün koşullarından biridir… Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri

Sayın uyaran! Dürtüler nezdinde pozitif bilim ve psikanaliz bilimi — Işık Barış Fidaner

Bedeninizdeki her uyaran bir konudur, çünkü ona sorular sorabilirsiniz.

İster beş duyu kapsamında dış dünyadan gelmiş olsun, ister açlık, susuzluk, ağrılar gibi beden kaynaklı olsun, sizi dürten her uyarana sorular sorabilirsiniz.

Uyaranın hayır mı şer mi olduğuna göre vurgu değiştirse de sorulan en temel soru hep aynıdır:
— Sen de nereden çıktın sayın uyaran?

Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Şey

Perde namevcudiyetin putudur — Jacques Lacan

Analize göre fetiş bir simgedir. Şimdiden herhangi bir nevrotik simge ile aynı zemine konmuş gibidir.

Konumuz nevroz olmayıp sapkınlık olduğunda bu fark o kadar belirgin değildir. Hastalıkları klinik benzerliklere göre sınıflandırmak tabi ki değersiz değildir ama analiz bu farkı teyit edecekse yapılara çok daha yakından bakmalıdır. Nitekim birçok yazar bu farkı tanımlarken tereddüt eder ve fetişizmi ancak sapkınlık ile nevrozun sınırhattına (borderline) yerleştirebilir, tam da temel düşlemin simgesel karakteri nedeniyle.

Okumaya devam et →

13 Yorum

Filed under Çeviri

Perdeci Astaroloji: Apollodorus, Zeuxis ve Parrhasius — Yaşlı Plinius

Gerçekçiliği dışavurarak hakkını verdiği ressam fırçasını meşhur eden ilk sanatçı Apollodorus idi.

Lakin 95’inci Olimpiyatın dördüncü yılında Apollodorus’un açtığı sanat kapılarından geçen kişi Heraklealı Zeuxis olmuştu. Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri

Perdecilik aptalların metafiziğidir, Olguların perdelenen keyfiyeti onların olmayışından ibarettir (occultism, qualitas occulta) — Theodor Adorno

Perdecilik (occult) aptalların metafiziğidir. Müneccimlerin toplumda yetkili kişiler olmamaları asla tesadüf değildir, açığa vurdukları şeylerin kuşku götüren hava cıva olmasının asla tesadüf olmaması gibi. Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri

Astaroloji: Marksist müneccim değildir — Sushital Ray Chowdhury

Bu vaziyet ve mevzubahis çelişkilerin aslı astarı anlaşıldığı takdirde bütün bu çelişkilerin ister istemez giderek keskinleşerek mutlaka karşı konulmaz bir toplumsal kalkışma çıkaracağını görmek pek zor olmasa gerek. Bunun nesnel şartları gelişmektedir. Aslolan budur. “Devrimci sel kesinlikle kabaracak” fikrini izah etmek üzere Mao Zedong’un sözünü anımsayalım:

Marksist müneccim değildir; gidişatın getirdiği değişimlerin ancak genel yönünü gösterebilir; sadece o kadar, fazlası değil. Hangi gün ve saatte olacağını mekanik olarak öngöremez ve asla bu işe kalkışmamalıdır.

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Şofar: Erbaba’nın katlini müteakip Kanun koyan kurucu jest — Slavoj Žižek

sofar

Theodor Reik 1920’lerde yazdığı klasik makalesinde bitimsizce pes tonlarda acı acı uğuldayan ‘şofar’a dikkat çekmişti. Şofar, koç boynuzundan yapılan nefesli bir çalgıdır, Yom Kipur tefekkür gününün akşam ritüelinde kullanılır. Reik şofar sesini kadim Erbaba’nın katli sorunsalına bağlar (Totem ve Tabu‘da anlatılan Urvater): Tumturaklı kurşuni gürüldemesiyle ürküttüğü dinleyicilerde tekinsiz bir acı-zevk karışımı uyandıran şofar, Reik’ın yorumuna göre, Erbaba’nın can-tözünden kalan son izdir; inleyen-ölen-aciz-aşağılanmış babanın bitmek bilmez feryadıdır. Yani şofar ‘önbastırma’ izidir, simgeler gelmeden öldürülen keyfiyet tözünün sesli bir anıtıdır adeta: Şofar sesinde ölme feryadı yankılanan baba ‘iğdişsiz’ Keyfi-Babadır (Erbaba). Reik şofara benzeyen bir başka ilkel çalgıyı da delil gösterir: Böğürboğa (bullroarer) arenada katledilen boğanın böğürtüsünü taklit eden bir çalgıdır: Her boğa güreşinde Erbaba’nın katli bir kez daha sahnelenir. Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Çeviri

Öyle doğru ki!!! — Işık Barış Fidaner

Bir memde kadın adamın burcunu öğrenmek ister. Adam cevaben “Ben öyle uyduruk saçmalıklara inanmam” diyerek kadının burçlara olan ilgisini dışlar. Hemen ardından adam bir şeyin mevcudiyetinden büyülenir (astrolojik burçlarla kıyaslanacak bir şey) ve şöyle haykırır: “Öyle doğru ki!!!”

Bu memin bir versiyonunda büyüleyen mevcudiyet Lacan’ın “arzu şeması”ydı. Ben de Saussure’ün işaretini içeren bir versiyon hazırladım (üstte “ağaç” imleyeni ve altta ağaç imleneninden oluşan işaret) çünkü “sign” hem burç hem işaret demektir:

sign
Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Şey

Aşkınsal Nesne: Düşünşey — Slavoj Žižek

“Gerçekliğe ait” nesnenin temsilinde duyu çokluğu sentezlenirken boş bir fazlalık imlenir. Bu fazlalık, algılanan fenomenal duyumların bilinmez temeli olan X’in kondurulmasıdır. Findlay’in isabetli formülüne bakalım:

Görünüşler hep bir Aşkınsal Nesne’ye –X’e– atıf yapar, hakkında hiçbirşey bilmesek de o X yine de düşünen özbilincin bileştirici sentez eylemlerinin nesnel eşleniğidir. Böyle kavranırsa Aşkınsal Nesne bir Numen veya Düşünşey (Gedankending) sayılabilir. Gerçi Düşünşey’e bu tarzda atıf yaparsanız kategorilere başvurmuş olmazsınız, önünüze gerçekte hiçbir nesnel şey koymayan boş bir sentez jesti yapmış olursunuz. (Kant ve Aşkınsal Nesne)

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Otomatizmin Berisinden Gelip Dokunan Gerçek — Işık Barış Fidaner

Lacan 11’inci seminerde otomatizmin (automaton) “ötesinden” gelip dokunan (tuché) gerçek’ten söz etmişti. Geleceğe değil geçmişe ait olduğuna göre gerçek ötelerden ziyade berilerden gelip otomatizme dokunmuş olmalıdır. Şimdi gelin otomatizmi adım adım geri sararak o beriliği katedelim:

itim → otomatizm
Drang → automaton

Otomatizmin hemen öncesinde dürtünün itimi vardır. Soyut bir itimin nicel ölçüsü, duyusal somutlukları şematik modellere indirgeyen bilimselci izahatın varabildiği son durak olsa da (existence: içerim), soyuttan başlayarak giderek somutlaşacak analizin daha yeni kalkış yapacağı duraktır (ex-sistence: dışarım): “Bu itim acaba neye direnç gösteriyor?” sorusuyla itimin bir adım öncesine geçilir:

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Şey