Hermenötik gayretin amacı öznenin kavrayışından sıyrılarak onun görüş alanını önceden belirleyen görünmez “çerçeve” yahut “ufkun” hatlarını görünür kılmaktır: Neyi görebildiğimiz gibi neyi göremediğimiz de her zaman tarihle dolaylanan bir çerçevenin peşin hükümlerine bağlıdır. Okumaya devam et
Tag Archives: Slavoj Žižek
Öznelleştirme ve Öznel Yoksunlaşma — Slavoj Žižek
Lacan’ın psikanalitik devanın neticesiyle ilgili formülü yıllar içinde öznelleştirmeden öznel yoksunlaşmaya doğru kaymıştır.
Devayı neticelendiren öznelleştirme jesti, öznenin statüsü ona belli bir suç veya borç getirdiği ölçüde –1950’lerde Lacan’ın benimsediği felsefi topos Kierkegaard’dan Heidegger’e böyleydi–, öznenin ‘sahici olmayan’ gündelik varoluşuyla perdelenen temel suçunu veya borcunu tam olarak üstlenmesi demektir.
Oysa deva neticesinde öznel yoksunlaşma olacaksa öznenin suçu ve/ya borcu ortadan kalkmalıdır. Okumaya devam et
Üstadın ‘keyfi’ beyanları — Slavoj Žižek
Şu görüşü terk etmeliyiz:
Üstat hep otoritesiyle eski bilgelikleri ve yerleşik görüşleri dayatır ve dolayısıyla değişim hep ‘alttakilerden’ gelir, üstadın bilgeliğinden kuşkulananlardan gelir.
Biz teorisyenler histerik olmamız hasebiyle bir üstada muhtacız. Okumaya devam et
Ex-pert: Modern Çağın Öznelliği — Slavoj Žižek
Lacan öznellik boyutunun köklü, iki katlı ve öz-göndergeli bir feragat (renunciation, Versagung) aracılığıyla ortaya çıktığını görünür kılar.
Birinci düzey simgesel antlaşmadır: Özne hayatını adamaya hazır olduğu bir simgesel öğeyle kendi varlık nüvesini özdeştirir, o uğurda herşeyi feda etmeye hazırdır. Simgesel vazifede yabancılaşmak budur. Okumaya devam et
Tabi muhakkak öyledir peki senin hamster’ın nerede? — Slavoj Žižek
Psikiyatri çevrelerinde anlatılan hikayeye göre bir adamın karısı akut meme kanseri tanısı alıp üç ay sonra ölmüş; koca kadının vefatını hasarsız atlatmış, onunla geçirdiği son travmatik anlardan serinkanlılıkla söz ediyormuş… Ama nasıl olur? Soğuk, mesafeli ve hissiz bir canavar mıymış bu adam? Okumaya devam et
Üç kusur — Joseph Stalin
1) Zayıflık
2) Aylaklık
3) Ahmaklık
Kusur denebilecekler yalnızca bunlardır. Bu sayılanlar haricindeki herşey kesinlikle erdemdir. Okumaya devam et
Lenin ve Stalin’de ‘nesnel anlam’ — Slavoj Žižek
(öncesi: Şifa dilerim: Lenin’den Gorki’ye, Stalin’den Stalin’e)
‘Kadro’ nedir? İnsan önce Heideggerci oyunlara ayartılır, ‘kadro’da (quadro) antik Yunanlı ‘tetragonos’u ayırt eder, Simonides’in milattan önce beşinci yüzyıla ait bir şiirinin başında bu kelime geçer:
Yetkin, sahiden yetkin bir adam olmak çetindir: Elleri ve ayakları kadar zihninde de kusursuz [tetragonos: square: kare: dört köşe] ve hatasız olmak…
(Yunanlı kavramla Komünist kavram arasındaki bağ Kazimir Malevich’in ‘Ak Yüzde Kara Kare’sinden başka bir şey değildir: tanımsız arkaplan üzerinde kare figür.)
Yani Heideggerce dile getirirsek kadronun özü tam da özü kadrolamaktır (kadrajlamak, karelemek, çerçevelemek). Okumaya devam et
Auto-rise: Arzu ancak kendisinden yetki alır — Slavoj Žižek
Devanın en başında aktarım olur: Analist (analizanın arzusunun hakikatini) bildiği-varsayılan-özne kılığında belirdiği anda aktarım ilişkisi devreye girmiştir.
Psikanaliz sürecinde ne istediğini bilmediğinden yakınan analizanın bütün ağlaşmaları analiste yönelir ve onun [analizanın ne istediğini] bildiğini örtükçe varsayar. Yani –analist büyük Ötekini temsil ettiği ölçüde– analizanın yanılsaması kendi arzusuna dair bilmezliğini ‘epistemolojik’ bir yetmezliğe indirgemesidir: Arzusunun hakikati [adeta] zaten vardır, büyük Ötekinde bir yerlere kayıtlıdır, yeter ki o hakikati aydınlatalım, arzu kendi yolunu bulacaktır… Okumaya devam et
Aktarım hatırlama değil yinelemedir — Slavoj Žižek
🎭♟️🕹️ Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️
Sokratçı hatırlama mantığında kaldığımız sürece aktarım “bilfiil” yineleme değildir, olsa olsa hatırlamaya aracılık eder: Analizan şu anki davranışlarını bilinçsizce belirleyen geçmiş travmalarını (mesela babasıyla yaşadığı ama çözemeyip bastırdığı çatışmalarını) analistle arasındaki ilişkiye “yansıtmaktadır”; aktarım durumunun hünerli manipülasyonu aracılığıyla analist analizanın o güne dek körlükle “eyleme döktüğü” (act out) travmaları hatırlamasını sağlar – yani analistin görevi analizana “kendisinin (analistin) gerçekte baba olmadığını” göstermektir, yani aktarıma kapılan analizana analistle ilişkisini kullanarak kendi geçmiş travmalarını sahnelediğini göstermektir…
Okumaya devam et




























