Şıklat iffeti ~ Bülent Ortaçgil

Şıklat iffeti köşende öteki
Seni gidi seni, beni gidi beni
Evcek şıklat iffeti eşik beri Okumaya devam et →

Yorum bırakın

Filed under Anti-şiir, Laf sal atası, Şarkı

Sevfelek — derleme

untiYazılar tek tek linklerden ya da kitabın etiket sayfasından (Sevfelek) okunabilir.

İçindekiler

— Amor fati: Sevfelek aşkım olsun bundan böyle! (Friedrich Nietzsche)

— Niçe hakikatle varoluşu Dayanısoslamak, Sevfelek budur işte! (Friedrich Nietzsche)

— Ayna evresi: Böyle bir varoluş görülmemiş dünyada (Jacques Lacan)

— Böyle bir varoluş görülmemiş dünyada ~ (Müslüm Gürses)

— Lacan Televizyonda: Gerçeğin yamuluşu/sırıtışı (grimace)

— Televizyon da aynı işi hayli hayli görür (Jacques Lacan)

— Can toplam/yekün varsayımıdır, Dünya gerçeğin yamuluşu/sırıtışıdır (Jacques Lacan)

— Şifa dilerim: Lenin’den Gorki’ye, Stalin’den Stalin’e (Slavoj Žižek)

— Lakant: Hesap Günü yaklaşımı ve tam etik özerklik (Slavoj Žižek)

— Cinsimletim: Aşkınsal yaratım ve onun karşı yakası (Slavoj Žižek)

— Kütür Kütür Domatesturp Sal Atası! (Roopa Gulati)

Diğer kitaplar

命 : kader, hayat

Yorum bırakın

Filed under Anti-şiir, Çeviri, Kitap, Laf sal atası

Böyle bir varoluş görülmemiş dünyada ~ Müslüm Gürses

Solmadan gel, artışın aşkın öncülü…
Hemseda konuş, saka libidolu!
Kaç çocuk dün yağmurda ıslanmadı?
Gerinmez yazgı yalazdır kulpuna…

Böyle bir varoluş görülmemiş dünyada
Ne gelmiş ne de geçecektir zamanla
Yarasalar bulur ancak onu rüyada
Geremez Hermes’i yazgı kulpuyla…

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Anti-şiir, Laf sal atası, Robot şarkı, Şarkı

Ayna evresi: Böyle bir varoluş görülmemiş dünyada — Jacques Lacan

Aynalanan Ben paranoyak yabancılaşma ile toplumsal Ben’e dönüşür.

Ayna evresini sona erdiren o anda ‘benim gibiler’ imagosuyla özdeşim üzerinden ön-kıskançlık dramı başlar (çocukça geçişkenlik vakalarında Charlotte Bühler ekolü bunu çok iyi vurguladı) ve bundan böyle bu diyalektik Ben’i toplumsal gelişmeli hallere bağlayacaktır.

Başkasının arzusunun medyatik dolayımına sokarak bütün insani bilgilerin dengesini altüst eden bu dönüm noktası, diğer insanlarla rekabet içinde soyut bir denkleştirme üzerinden kendi nesnelerini kurar ve bunun sonucunda Ben’i öyle bir aygıta çevirir ki artık içgüdülerimden gelen her itkiyi tehlikeli sayarım, doğal bir olgunlaşmaya karşılık gelse dahi.

Dolayısıyla insanlarda olgunlaşmanın normalleşebilmesi kültürel bir aracıya bağlı kalır, cinsel nesnenin Ödip kompleksine bağlı kalışında da görülen budur [ensest yasağı]. E tabi analitik öğretide ayna evresinin libidinal bitişmesini adlandıran ‘ön-narsisizm’ terimi de ister istemez bu terimi icat edenlerin manidar gecikmelere besledikleri derin hisleri açığa vurmaktadır (le plus profond sentiment des latences de la sémantique).

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Can toplam/yekün varsayımıdır, Dünya gerçeğin yamuluşu/sırıtışıdır — Jacques Lacan

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

(öncesi: Televizyon da aynı işi hayli hayli görür)

Bilinçdışı, ne acayip kelime!

Sahiden öyle. Sonuçta Freud daha iyisini bulamadı ama olan olmuş artık, geri dönemeyiz. Yadsımalı olduğundan bu kelime elverişsiz kalıyor, ona dair dünyadaki herşeyi farzedebilirsiniz –ki yapılır da bu hiç tereddütsüz– hatta dünyada olmayan şeyleri de…

Ben tasvip etmesem de sonuç aynıdır: Yeni fark edilen bir şeye ‘hiçbir yerde’ ifadesi kadar ‘her yerde’ ifadesi de yakışır. Bilinçdışı yine de çok isabetlidir.

Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Çeviri

Niçe hakikatle varoluşu Dayanısoslamak, Sevfelek budur işte! — Friedrich Nietzsche

Beni ikrara götüren yol. Bugüne dek anlayıp yaşadığım kadarıyla felsefe, bile isteye varoluşun en horlanıp aşağılanan yanlarına yönelmektir. Bu buzullu ve kumullu uzun yürüyüşten edindiğim tecrübe sayesinde bugüne kadarki felsefelere farklı bir gözle bakmayı öğrendim: Felsefenin saklı tarihi, o büyük isimlerin halet-i ruhiyesi bana malum oldu.

Nice hakikate dayanabilir bir ruh, nice hakikate cüret eder? İşte benim asıl değer kıstasım bu oldu. Savrulmak korkaklıktan gelir. Bilebilginin her başarısı cesaretten gelir, kendine karşı elini korkak alıştırmayıp temiz tutmaktan gelir. Beni yaşatan deneysel felsefe en köklü hiççilik mümkünatlarına bile feraset gösterir; tabi o inkârcı anda, olmazlıkta, hayır’da, nah’ta mıhlanmak için değil. Onun derdi karşı yakaya geçmektir, dünya halini Dionysoslayıp olumlamaktır, eksiltmeden, istisnasız, seçmecesiz. Sonsuz devredir: Aynı şeylerdir, birbirine dolanıp düğümlenmiş hep o aynı mantık ve saçmantıktır. Bir filozofun erebileceği en üstün hal, varoluşu Dayanısoslamaktır; işte ben buna sevfelek diyorum (amor fati). Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Amor fati: Sevfelek aşkım olsun bundan böyle! — Friedrich Nietzsche

Yeni yıl adına: Yaşamaktayım, düşünmekteyim.
Yaşamakta olayım ki düşünmekte de olabileyim.

Sum, ergo cogito: Cogito, ergo sum
(Böyle, öyleyse şöyle: Şöyle, öyleyse böyle)

Mademki 1882 gelince herkes en içten dileklerini salıveriyor,
O zaman ben de güncel dileğimi, kalbime uğrayan ilk düşünceyi deyivereyim. Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri

Çakal Okan: Diyelim ki şarlatan olsun Jacques Lacan — Işık Barış Fidaner

(öncesi: Cakalı Kağan: Varsayalım tiyatrocu olsun Jacques Lacan)

Evet şimdi Televizyon‘un ikinci sayfasına geldik. Bıçkın Jikle Kaan ve sivridilli Cakalı Kağan‘dan sonra…

Aldı sazı uyanık şarlatan Çakal Okan:

Şu rağbete baksanıza, sadece muhteremler değil, halk da ilgi gösteriyor. E tabi ben de hünerimi geniş mecralara açacağım tabikide.

Kaldı ki onca insan doluşunca illa ki aradan hayırlı muhteremler çıkacaktır. Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Şey

Televizyon da aynı işi hayli hayli görür — Jacques Lacan

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

Ben her zaman hakikati dile getiririm. Hakikatin tamamını değil, çünkü tamamını söylemenin bir yolu yoktur. Tamamını söylemek harfiyen imkansızdır: kelimeler kifayetsizdir. Yine de bu imkansızlık yoluyla hakikat gerçeğe tutunur.

İtiraf edeyim: Bu güldürüye karşılık vermeyi denediysem de ancak çöpe yaraşır bir sonuca varabildim.

Bocaladım yani, ama böylece yanlışa düşmemeyi becermiş oldum, daha doğrusu savrulmamayı.

Okumaya devam et →

7 Yorum

Filed under Çeviri

Cakalı Kağan: Varsayalım tiyatrocu olsun Jacques Lacan

(öncesi: Jikle Kaan: Farazi Türk Jacques Lacan)

Jacques Lacan’ın Televizyon konuşmasının ilk paragrafını farazi delikanlı Jikle Kaan’ın bıçkın dili eşliğinde okuduk; şimdi de birinci sayfanın geri kalanını farazi tiyatrocu Cakalı Kağan’ın sivri dili eşliğinde okuyoruz.

Jikle Kaan sahilik algısından yoksun olduğu için imkansızlığa tutunamayıp kendi yetersizliklerine saplanmıştı, dolayısıyla ne kadar doğruluk kazanmaya uğraşırsa uğraşsın Lacancı gerçeğin yanına bile yaklaşamıyordu.

Jacques Lacan ile Jikle Kaan özgün metin ve üzgün metin gibiydiler.

Cakalı Kağan ise Lacancı gerçeğe dokunabilmek bakımından Jikle Kaan’dan çok daha iddialıdır çünkü sahnelemek zaten onun işidir, yani eyleme dökmek, eyleme vurmak… [1] Önce onun cakasını işitmek kulağınızın pasını alır ve böylece Lacan’ı da daha iyi duyarsınız.

Cakalı Kağan ve Jacques Lacan azgın metin ve özgün metin olurlar.

Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Şey