Ravage temelli erkek düşmanlığı: esirgeyen anneden silent treatment erkeğe
Okumaya devam etMisandrinin İki Yüzü
Filed under Suni muhaberat
Ravage temelli erkek düşmanlığı: esirgeyen anneden silent treatment erkeğe
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️
Erkek düşmanlığı tartışması çoğu zaman tartışmanın en ucuna, sloganlara ve karşılıklı hakaretlere bakarak yürütülür. Oysa çevrimiçi videolarda, skeçlerde, ilişki tavsiyesi kanallarında dolaşan erkek imajı adım adım izlendiğinde, daha derin bir bağın ipuçları görünür hale gelir. Türkiye’de çevrimiçi içerikler incelendiğinde, bir yanda kabahat kataloğu, diğer yanda “baştan arızalı erkek” kataloğu sürekli genişler. Erkeğe adalet sisteminde kayrılan, ev içi yükü kadına yıkan, kıskanç, ısrarcı, aldatmaya meyilli, duygusal sorumluluktan kaçan, kriz anında ortadan kaybolan, konuşmak yerine küsen ve sessizliği cezaya çeviren bir profil yüklenir. Aynı anda duygularını ifade edemeyen, içi dolu ama ağzı mühürlü, doktora gitmeyecek kadar inatçı, “hazır değilim” diyerek sorumluluktan kaçan, büyümeyi reddeden prenses erkek, kıskançlığı sevgiyle karıştıran, varoluşsal olarak dengesi bozuk bir tür olarak çizilir. Bu dil, tekil davranışları eleştirmekten çıkıp “erkek zaten böyledir” genellemesine geçtiği anda, erkek düşmanlığı denen bölgeye adım atmış olur.(YERSİZ ŞEYLER)
Okumaya devam etFiled under Suni muhaberat
Türkiye’de Çevrimiçi Erkek Düşmanlığı
Filed under Suni muhaberat
Türkiye’de çevrimiçi erkek düşmanlığı
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️
Türkiye’de son yıllarda özellikle YouTube, TikTok ve benzeri platformlarda erkekler hakkında kurulan cümleler, yavaş yavaş ortak bir “erkek imajı” dokuyor. Bu imaj, tek tek videolardan ve skeçlerden çok daha ağır bir bütünlük taşıyor. Erkekler bir yanda sürekli suçlanan, diğer yanda psikolojik ve ahlaki olarak “arıza” ilan edilen bir figüre dönüşüyor. Burada mesele tekil içeriklerin haklı–haksızlığı değil; ortaya çıkan dilin, erkekleri bir kategori olarak nasıl şeytanlaştırdığı ve bunu yaparken hangi kalıplara yaslandığıdır.
Okumaya devam etFiled under Suni muhaberat
Sinemanın Tek Konusu
Filed under Suni muhaberat
Devasa Krippe
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🌀🎭💢 Raumdeutung 🌀🎭💢
yy: (Büyük cürüm, Ahmet Güneş)
Görmenin bile plastikleştiği bir AVM’nin ortasından dünyaya sesleniyorum; ışıklı bir ahır, dev bir Krippe büyüyor içimde. Bu plastik doğum sahnesinin üstüne sinmiş ekşi süt buharından kader, kokuya aldanmış kalabalığın yüzünden keder, reyonda unutulmuş karton bardaktaki kefir damlasından bile ilahi bir başarısızlık taşıyor burası. Işıklı melek heykelinin titrek gölgesinde insan kendi kendine isyan diye bağırıyor ama Krippe’nin vaadi hâlâ bir ihsan gibi paketlenip hediye kağıdına sarılıyor. Bu alışveriş tapınağında kırmızı halılarla döşenen yol, vitrin camlarında donup kalmış bir göl, vitrin mankenlerinin donuk yüzünde sırıtan bir gül, gece yarısı temizlikçisinin paspasında sürüklenen ıslak kül gibi uzayıp gidiyor. Krippe’nin önüne diz çöken herkesin içindeki yar, üstünde titrediği soğuk seramik yer, dolduramadığı iç karanlık yarı ve bir türlü gelmeyen plastik bebek yâr ile tamamlanmaya çalışıyor.
Okumaya devam etFiled under Suni muhaberat
Sinemanın Tek Konusu: Karının Şaapması
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️
🧵⚙️💪🏻 TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻
Modern sinema konuşulurken herkesin ağzında aynı kelimeler dolaşıyor: tarih, sınıf, savaş, travma, teknoloji, yabancılaşma, çocukluk, travma, bilincin parçalanması, modernitenin krizleri… Filmler böyle anlatıldığında, sanki beyazperde baştan sona “zengin meseleler”le doluymuş gibi görünür. Oysa tek tek içine girildiğinde, bu zenginliklerin çoğu aynı merkezin etrafında dönen şaşırtmacalar olduğu fark edilir: karının şaapması.
Okumaya devam etFiled under Suni muhaberat
Türkiye’nin Dönüşümü
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
💾🔄⚙️ Fabrika Ayarları 💾🔄⚙️
Tarihin Tezgâhı 10: Ankara: Atatürk’ün Yeni Türkiye’si — Herbert J. Muller
Okumaya devam etFiled under Suni muhaberat
Osmanlı: Bir Süper Gücün Yükselişi ve Düşüşü
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
💾🔄⚙️ Fabrika Ayarları 💾🔄⚙️
Tarihin Tezgâhı 9: Bursa’dan İstanbul’a: Osmanlı İmparatorluğu — Herbert J. Muller
Okumaya devam etFiled under Suni muhaberat
Tarihin Tezgâhı 10: Ankara: Atatürk’ün Yeni Türkiye’si — Herbert J. Muller
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🧵⚙️💪🏻 TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻
ONUNCU BÖLÜM
- DEVRİMİN ARKAPLANI
“Türk değişmez,” diye yazıyordu Sir Charles Eliot, 1908 yılında; “komşuları değişir, hudutları değişir, kanun kitapları değişir; fakat onun fikirleri ve hayat tarzı aynı kalır.” Bundan on sene sonra, Mustafa Kemal, değişmez denilen bu Türkün fikirlerini ve yaşayış tarzını kökünden değiştirme işine girişti. Başladığı sırada, Osmanlı İmparatorluğu, Müttefiklerin kazandığı savaşta, Amerikalı Yardım Komitesi’nin hesaplarına göre, harpte, kıtlıkta, salgınlarda ve katliamlarda verilen zayiatla birlikte nüfusunun aşağı yukarı dörtte birini kaybetmiş olmanın verdiği ağır bir mağlubiyetin acısını çekmekteydi. Mustafa Kemal, galip Müttefiklerin dikte ettikleri şartları kabul etmeyi reddetti; Ankara’da yeni bir hükümet kurdu, donatımı yetersiz bir ordu topladı ve üç yıl daha süren ve pek çok kan, ter ve gözyaşına mâl olan bir savaş sonunda, Türkiye’yi istilâ etmiş bulunan Yunan ordularını ülkeden attı. Bir an bile duraksamadan, bu defa da, Osmanlı İmparatorluğu’nun yoksul kalıntısından modern bir Batı milleti yaratmak gibi, dehşetli bir işe girişti. Altı asır hüküm sürmüş olan Osmanlı Hanedanı’nın otuz altıncı ferdi Sultan’ı devirdi; Hilafeti ilga ederek, bütün İslâm dünyasını dehşete düşürdü; bütün Şer’i Hukuk’u bir kalemde kaldırdı, yerine İsviçre Medenî Kanunu’nu ikame etti; çoğu okur yazar bile olmayan vatandaşlarına tamamen lâik bir tahsil vermek üzere, yeni bir mektep sistemi kurdu; onların Arap yazısını ellerinden aldı, alfabelerini ve dillerini değiştirdi; onları Batı kıyafetine soktu; asırlık esaretleri altındaki kadınları serbest bıraktı, onlara tam bir eşitlik tanıdı; erkeklere, şimdiye kadar büyük ölçüde Yunanlı ve Ermeni unsurların elinde bulunmuş olan ticaret ve sanayiyi yönetmeyi öğretti. Toynbee’nin sözleriyle, her buhranı, “çocuğu yüzme öğrenmesi için, boyunu aşan suya atma” şeklinde, “ya öldürür ya kurtarır” bir tedbire bağlayarak karşıladı. Doğrusunu söylemek gerekirse, çocuk bazen boğulmadan da kurtulamadı; yurttaşları, hâlâ boylarını aşan bir suyun içinde çırpınmaktadırlar. Bununla birlikte, Mustafa Kemal, almış olduğu Atatürk— “Türk’ün Atası”— adını haklı çıkaracak kadar başarılı oldu.
Okumaya devam et




























