Tag Archives: Saikbilim

Cinsimletim: Aşkınsal yaratım ve onun karşı yakası — Slavoj Žižek

Cinsel ilişki yoktur. Ne demek bu?

1) İkileme imleyeni (olmayan Kadın) önbastırılmıştır.
2) Sonra çokluk çıkagelip baştaki tutukluğu örtüler; bastırılıp geri dönen sıradan imleyenler ardarda dizilirler.

Aşkınsal yaratım budur (A): Çokluğun gelip ikileme imleyeninin noksanlığını telafi etmesidir. Ama bu kadarla bitmez, onun bir de karşı yakası vardır (B):

1) Bu seferki başlangıç imleyenler zincirini uzatan çoğulluktur.
2) Sonra Esas-İmleyen düşünümlü (reflexivity) rolüyle sahneye çıkar ve imleyen zincirindeki eksiklikleri tutkallar. Okumaya devam et →

6 Yorum

Filed under Çeviri

Totemsilintemsili (Vorstellungsrepräsentanz): Gerçekliği Sınayanın Derdi Ne? — Jacques Lacan

İyice bakın ve görün ki…

Gerçekliği sınayanın derdi gerçek bir mevcudiyeti teyit etmektir elbette ama işaretlerin mevcudiyetini! Freud’un en enerjik vurgusu budur.

Gerçekliği sınayanın maksadı kendi temsillerinin gerçek bir şeye tekabül ettiğinin teyidini almak değildir. Bu kulvarda filozoflara taş çıkartamayacağınızı artık anlasanıza bir zahmet!

Gerçekliği sınayanın amacı kendi temsillerinin sahiden temsil edildiğini teyit ettirmektir. Totemsilintemsili budur (Vorstellungsrepräsentanz). Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Hulusi nasıl yoğun! Halüsinasyon: Rüyalarda uyarılma geriye doğru taşınır — Sigmund Freud

Halüsinatif rüyada olan bitenler ancak şöyle tarif edilir: Uyarılma geriye doğru taşınır. Ruhsal aygıtın motor uçlarına iletilmek yerine uyaranlar duyargalara doğru taşınarak nihayet algı sistemine varırlar. Uyanıkken bilinçdışından kaynaklanan ruhsal süreçlere ‘ilerlemeci’ diyorsak o halde rüyaların ‘gerilemeci’ karakterinden söz etmeliyiz.

Bu gerileme elbette ki rüya sürecini oluşturan psikolojik öğeler arasındadır ama unutmayalım ki o hareket sadece rüyalarda vuku bulmaz. Hatırlama gayreti gibi bazı normal düşünce süreçleri de ruhsal aygıtta yürüttükleri karmaşık fikrediş eylemlerini rafa kaldırıp onların altında yatan bellek-izlerinin hammaddesine doğru geri geri gidebilirler. Gerçi eğer uyanıksanız bu gerileme hareketi hiçbir zaman bellek imgelerinin ötesine uzanmayacaktır, algı imgelerinin halüsinatif dirilişine yol açamayacaktır. Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Süleyman Rahatçıgil’in yanına oturdum ve bana dengi gibi davrandı, gayet yerlişçe — Sigmund Freud

Ve Allah bana altın kapıyı nasıl açacaksa öyle, Hekimim, Süleyman Rahatçıgil’in yanına oturdum ve bana dengi gibi davrandı, gayet yerlişçe. (Ceylan Sümbüle) [*]

Bu şakanın ‘tekniği’ nasıldır? İletilen düşünce hangi işlemden geçmiştir de bizi böylesine yürekten güldürebilir? İki işlemden geçmiştir. Öncelikle ciddi bir kısaltma olur. Şakanın ilettiği düşüncenin tam ifadesi için ‘R bana dengi gibi davrandı, gayet yerlice’ dedikten sonra en azından şunu da eklemeliyiz: ‘tabi bir işadamına yakışacak şekilde’. Gerçi bunlar da şakayı açıklamaya yetmez.

Şair mesajı çok daha kısa tutar: ‘R bana dengi gibi davrandı, gayet yerlişçe.’ Şakada birinci cümledeki yerlice davranışa ikinci cümlenin getirdiği kısıtlama gözden kaybolmuştur. Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Çeviri

Erguvantasyon: Zenon paradoksları/saçmantıkları — Slavoj Žižek

Zenon, Çokluk ve hareket varsayımlarını çürütmek için savladığı paradokslarda, hareket olumlandıkça beliren saçma neticeler yoluyla Bir-oluşu ve değişmez-oluşu ispatlamayı amaçlamıştı. Bu paradokslar/saçmantıklar bizim açımızdan da epey ilginçtir.

Jean-Claude Milner muhteşem ‘kurgusal hafiyeliğiyle’ (détections fictives) göstermiştir ki Zenon kendi dört savına (Aşil ve tosbağa, atılan ok, Dikotomi, stadyum) saf formel mantıkla yaklaşmamıştı [argümantasyon yapmadı], bir nevi edebiyat tekniğiyle onlara varmıştı [erguvantasyon yaptı].

Şimdi gelin Zenon’un atıf noktalarını oluşturan edebiyat örneklerinin tabiatını inceleyelim. En ünlü paradoksa bir bakalım: Aşil tosbağaya (veya Hektor’a) yetişme gayretiyle kendini paralıyor. Milner’e göre bu paradoks İlyada’daki şu sözlerden türemişti:

Rüyasında kovaladığı birine elini süremeyen –ne onu kaçırabilen ne de ona yetişebilen– biri gibi aynı, ne Aşil Hektor’a varabiliyordu, ne de Hektor Aşil’den sıvışabiliyordu. (Homeros, İlyada)

Öznenin nesneyle paradoksal ilişkisine baktığımızda, insanın katiyen erişemediği bir nesneye mütemadiyen yakınlaştığı bilindik rüyayı anmadan edebilir miyiz? Lacan’ın da belirttiği gibi, nesnenin erişilmezliği Aşil’in tosbağayı geçememesi anlamına gelmez (Aşil tosbağaya yetişip onun önüne geçebilir), Aşil’in tosbağaya varamayışı anlamına gelir. Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri

Kastırmasyon (eril savgı, masculine protest, männlicher Protest)

Kastırmasyon veya eril savgı Alfred Adler’in tarif ettiği bir kavramdır (masculine protest, männlicher Protest). Kadınlarda kendi dişil şartlarına itiraz şekline bürünür, aile veya kültürel çevrenin kızları değersizleştirmesi üzerine kendi hayat kurgularına eril bir ideali rehber edinmeleridir. Erkeklerde ise üstünlük taslama şekline bürünür (superiority complex).

Sosyal İlgi: İnsanoğluna Bir Davet kitabında Alfred Adler şöyle yazdı:

Bir kız eğer oğlana dönüşebileceğini farzediyorsa bunun nedeni dişil rolün ona eril rolün dengi gibi sunulmayışıdır. Kız onu sürekli aşağılayan bir nazara isyan eder. Freudcular bu durumu kastrasyon/iğdiş kompleksi kavramıyla yorumladılar. (1933/1938)

Okumaya devam et →

8 Yorum

Filed under Çeviri

Bu malumat beni çarptı: Dr Forsyth, Herr von Vorsicht, Feraset Efendi — Sigmund Freud, Maria Pierri

1919’da bir güz sabahı 10:45 civarında Londralı ziyaretçim Dr David Forsyth ben bir hastayla uğraşırken odaya girip kartvizitini bıraktı… Sadece onu karşılayıp randevu verecek kadar vakit ayırabildim. Bu ziyaret benim için önemliydi çünkü savaş yıllarında tecrit olmamın ardından bana iyi günlerin gelişini müjdeleyen ilk yabancı o oluyordu. (Sigmund Freud, Otuzuncu Ders: Rüyalar ve Okültizm, Psikanalize Giriş: Yeni Dersler, 1933)

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Çeviri

Aksiseda ile Narkisve — Yunan efsanesi

Yankee ile Marksisos (1968 efsanesi)

e64d7ca047700a18d24899c7c0825619

Ormanları ve tepeleri seven güzel peri Aksiseda (Ekho) ağaçlar arasında kovalamaca oynardı. Onu çok seven Diana da bu oyunlara katılırdı. Ama Aksiseda’nın bir zaafı vardı, konuşmaya bayılırdı, sohbetlerde ve tartışmalarda son sözü hep o söylerdi.

Bir gün Juno kocasını arıyordu çünkü perilerle alem yaptığından kuşkulanmıştı. Aksiseda Juno’yu lafa tutup oyaladı ki periler oradan kaçabilsin. Fakat Juno vaziyeti çakınca şu sözlerle Aksiseda’yı mahkum etti:

— Beni kandıran o dilin artık senin hiçbir işine yaramayacak, o çok bayıldığın iş hariç: yanıt vermek. Son sözü yine sen söyleyeceksin ama önceki sözlere asla katılamayışının acziyetiyle.

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Çeviri

Validevi Yutucu Kuş — Slavoj Žižek

🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

Hitchcock’un üç filminde ortak bir özellik daha var: Kuş kılığına bürünen bir tehdit bir filmden diğerine giderek baskınlaşır.

1) North by Northwest‘te güneşle kavrulan düz ovada kahramanı kovalayan uçağın –çelik kuşun– saldırısı vardır, en ünlü Hitchcockçu sahne bu olabilir.

2) Psycho‘da Norman’ın odasının duvarlarına doldurulmuş kuşlar asılmıştır, hatta annesinin mumyalanmış bedeni de doldurulmuş bir kuşu andırır.

3) Kuşlar‘da (mecazi) çelik kuş ve (mecaz-ı mürselli) doldurulmuş kuşların ardından nihayet canlı canlı kasabaya saldıran gerçek kuşlar gelir.

Okumaya devam et →

9 Yorum

Filed under Çeviri

Patolojik Narkissos Çağımızın Toplumsal Mecburi Öznellik Tipidir — Slavoj Žižek

🎭♟️🕹️ Kukla Rejimi 🎭♟️🕹️

zizekciddi

(İngilizcesi, Almancası)

Pathological Narcissus as a Socially Mandatory Form of Subjectivity. Bu makale ilk olarak Christopher Lasch’ın Narsisizm Kültürü kitabının Hırvatça baskısında yayınlanmıştı (Narcisistička kultura, Naprijed, Zagreb, 1986). Türkçesi: Işık Barış Fidaner, Özcan Esentürk (görüntüler Astra Taylor’ın Žižek Ünlem belgeselinden)

İlk bakışta Christopher Lasch’ın Narsisizm Kültürü kitabında öyle skandalvari bir şey görmezsiniz, hatta kimileri onu çağdaş tüketim toplumundan yakınan tutucu bir eleştiri bile zannedebilir. David Liesman’ın (The Lonely Crowd: yalnızlık çeken kalabalık) ve William Whyte’ın (The Organization Man: örgüt/kurum insanı) eserlerindeki klasik analizlere yaslanan Lasch Marksist tabirle ‘toplumsal mecburi karakter’in (socially necessary character, gesellschaftlich notwendiger Charakter) geç kapitalizmde nasıl bir tipe dönüştüğünü göstermiştir. Protestan etiğin otonom (özerk) bireyinden ve bürokratik kapitalizmin heteronom (başkacıl) bireyinden sonra endüstri sonrası topluma geçerken yeni bir narsisist birey tipi oluştuğunu anlatır. ‘Narkissos’ tipini alenen eleştirmesine bakılırsa Lasch’ın otoriter değerleri eriten çağdaş hazcılığı reddeden bir tutucu olduğu zannedilebilir kolayca.

Okumaya devam et →

28 Yorum

Filed under Çeviri