Aynı olanın yinelenişinden kaynaklanan yersizlik hissini herkes ikrar etmeyebilir. Gözlediğim kadarıyla böyle anlarda –belli şartlar oluşup belli bileşimler kurulduysa– kuşku götürmeyen bir yersizlik hissi uyanır, kimi rüya hallerinde beliren çaresizliğin yankısı gibidir.
Alaylı analiz meselesi Almanya ve Amerika’da akademik bir tartışmadan ibarettir çünkü orada her hasta istediği her muameleye girebilir, isteyen her ‘şarlatan’ da şu veya bu tip hastaları ‘şarlatabilir’, yeter ki sonradan sorumlu tutulabilsin. Muamele hastaya zarar vermedikçe kanun müdahale etmez. Benim bulunduğum ve hitap ettiğim Avusturya’da ise tıbbi vasıflara haiz olmayanların hastalara muamele etmesini ‘şarlatıcı’ neticeleri beklemeden yasaklayan kanunlar vardır…
Analitik pratiğe hazırlanmak kolay değildir, iş zordur ve sorumluluk ağırdır. Ama psikanalitik disiplinden geçmiş herhangi birisi; kendisi analiz edilmiş, bilinçdışının güncel saikbilimini kavramış, cinselliğin bilimine aşina, psikanalizin hassas tekniğini öğrenmiş, yorumlama sanatına hakim, dirençlerle başedebilen ve aktarımı idare edebilen biri artık alaylı değil halaylı bir psikanalizci olmuş demektir.
Münih Schack Galerisi’nde sergilenen bu resmiyle Schwind rüyaların hakim durumdan nasıl türediğini çok iyi kavradığını gösterir. ‘Mahpusun Rüyası’ adlı bu eserde tabi ki mahpusun kaçışı sahnelenmiştir. Rüyadaki firar hattı pencereden geçiyorsa tam da o noktadan hücreye giren ışık uyaranıyla mahpusun uykusu bölündüğü içindir. Okumaya devam et →
İnsanların genelde fol/aldanımlı kıstaslarla hareket ettiği izlenimine kapılırsınız ister istemez: Güç, sükse ve para peşindedirler, bunları edinenlere hayran olurlar ve hayatta sahiden değerli ne varsa küçümserler. Gerçi bu tip genellemeler tehlikelidir çünkü insanların dünyasını ve manevi hayatını renklendiren alkımları size unutturabilir. Kimileri vardır ki çağdaşlarının hürmetine haiz oldukları halde geniş yığınların maksat ve ülkülerine pek yabancı vasıf ve başarılarla yücelmişlerdir. O üstün kişilikleri ikrar ve takdir edebilenlerin epey azınlıkta kaldığını ve ezici çoğunluğun onları hiç umursamadığını varsaymak kolay gelebilse de insanların çoksesli arzuları ve fikir-zikir uyuşmazlıkları böylesi hükümleri ertelememize müsaade eder.
İşte o istisnai kişilerden biri [Romain Rolland] mektuplarında kendisini dostum saymaktadır. Dinin yanılsama olduğunu anlatan kitapçığımı ona gönderdim; o ise dine ilişkin hükmüme tamamen katılmakla birlikte dinsel hissiyatın asıl kaynağının hakkını veremeyişime üzüldüğünü bildirdi. Ona kalırsa bu kaynak onda hiç eksik olmayan değişik bir hismiş, aynı hissiyat birçok başka kişide de teşhis edilmiş ve hatta milyonlarca insan onu teyit edebilirmiş. Dediğine göre ‘ezeliyet/ebediyet’ hissiymiş o, ilelebet, ilanihaye, sınırsızmış: ‘ummansı’ymış. Öznel bir olgudan ibaret olan bu umman hissi insanı imana getirecek hiçbir kişisel ölümsüzlük taahhütü barındırmasa da, o kaynaktan gelen dinsel enerjiye el koyan çeşitli Kiliseler veya dindarlık sistemlerinin bu hissi şu veya bu kanala akıtıp tükettikleri kesindir. Dostuma göre sadece bu umman hissi temelinde bile insan hakkını vererek dinibütün olabilir, o yanılsamalı imanların hiçbirine hak vermesine gerek kalmadan.Okumaya devam et →
Küçük çocukların gördükleri rüyalarda hüsnükuruntular sıklıkla yalın halde oldukları için yetişkinlerin gördükleri rüyalar kadar ilginç olmayabilirler. Bu tip rüyalar çözümlenecek bir problem sunmasa da rüyaların özünde ve tabiatları gereği hüsnükuruntu temsilleri olduğunu ispatlamamız bakımından büyük bir önem taşırlar. Kendi çocuklarımdan böylesi birkaç rüya toplayabildim…
Eğer uyuyan bir bebeğin sayıklaması rüya kapsamına girerse size arşivimdeki en minnak bebeğin rüyasını anlatayım:Okumaya devam et →
Halüsinatif rüyada olan bitenler ancak şöyle tarif edilir: Uyarılma geriyedoğru taşınır. Ruhsal aygıtın motor uçlarına iletilmek yerine uyaranlar duyargalara doğru taşınarak nihayet algı sistemine varırlar. Uyanıkken bilinçdışından kaynaklanan ruhsal süreçlere ‘ilerlemeci’ diyorsak o halde rüyaların ‘gerilemeci’ karakterinden söz etmeliyiz.
Bu gerileme elbette ki rüya sürecini oluşturan psikolojik öğeler arasındadır ama unutmayalım ki o hareket sadece rüyalarda vuku bulmaz. Hatırlama gayreti gibi bazı normal düşünce süreçleri de ruhsal aygıtta yürüttükleri karmaşık fikrediş eylemlerini rafa kaldırıp onların altında yatan bellek-izlerinin hammaddesine doğru geri geri gidebilirler. Gerçi eğer uyanıksanız bu gerileme hareketi hiçbir zaman bellek imgelerinin ötesine uzanmayacaktır, algı imgelerinin halüsinatif dirilişine yol açamayacaktır. Okumaya devam et →
Ve Allah bana altın kapıyı nasıl açacaksa öyle, Hekimim, Süleyman Rahatçıgil’in yanına oturdum ve bana dengi gibi davrandı, gayet yerlişçe. (Ceylan Sümbüle) [*]
Bu şakanın ‘tekniği’ nasıldır? İletilen düşünce hangi işlemden geçmiştir de bizi böylesine yürekten güldürebilir? İki işlemden geçmiştir. Öncelikle ciddi bir kısaltma olur. Şakanın ilettiği düşüncenin tam ifadesi için ‘R bana dengi gibi davrandı, gayet yerlice’ dedikten sonra en azından şunu da eklemeliyiz: ‘tabi bir işadamına yakışacak şekilde’. Gerçi bunlar da şakayı açıklamaya yetmez.
Şair mesajı çok daha kısa tutar: ‘R bana dengi gibi davrandı, gayet yerlişçe.’ Şakada birinci cümledeki yerlice davranışa ikinci cümlenin getirdiği kısıtlama gözden kaybolmuştur. Okumaya devam et →